Salı, Ağustos 30, 2005

Mutluluklar

Mutluluk nasil tanimlanir? Insanin dis dunyasiyla ic dunyasinin uyumu? Sessizce kopan bir firtina?

Benim icin son bir kac yildir mutlulugun tanimi biraz degisti . Belki daha iyi ayirdeder oldum, daha cok farkina varir oldum bazi seylerin. “O” gunu yasamayi daha cok ogrendim sanki. Yasadiklarimi da cebime koyar oldum birer birer.

Kucuk mutluluklar her gun oradalar aslinda. Bir agacin dalinda, yapraklarin arkasina saklanmis meyveler gibi kesfedilmeyi bekliyorlar. Onlari gormek, hatta bazen aramak, olduklari yerden cikarip toplamak ise bize bagli. Sevdiklerimin saglikli ve huzurlu oldugunu bildigimde o meyveleri daha s1k topladigimi farkettim. Bu on kosul saglanmazsa buruk bir gulumsemeyle gecistiriyorum kucuk mutluluklari. Baskalari icin mutlu olabiliyorum ama kendim es geciyorum bu guzellikleri. Bazi yonlerden bu buruklugu hala her gun yasiyorum ve yasayacagimi biliyorum. Ama artik icice sokmayi biraz da olsun basarabiliyorum kucuk mutluluklarla huznumu. Cok uzattim. 10 tane olacak mi bilemiyorum ama iste beni mutlu eden ufak seylerden aklima gelenler:

-Soguk ve yagmurlu bir gunde Erik’le salondaki koltukta battaniyenin altina girip cekirdek citlatmak
-Biradere satasmak, ozellikle ensesine saplak atmak veya bacaklarindaki killari tek mi cift mi diye cekistirmeye calismak, karsiliginda sag yumruk cevabi almak
-Oturdugumuz evin civarinda tavsan gormek, her gun bir tane daha goreyim diye etrafa bakinmak.
-Dostlarla sohbet, onlardan haber almak, karsilikli iyi dileklerde bulunabilmek
-Erik’le mutfaga girip yemek yapmak, yeni lezzetler kesfetmek
-Istanbul’a donus yolunda ucak inise gecmeden bulutlarin arasindan Istanbul’u gormeye calismak, sonunda ucagin tekerleklerinin yere degmesiyle sarsilmak
-Annemle beraber sabah kahvaltisindan sonra turk kahvesi icmek, gune baslamayi ertelemek.
-Istanbul’da eskiden her gun otobusten inip bogazin kucagina dustugum noktada durup bogazi icime cekmek.
-Bangir bangir muzik dinleyerek otobanda hiz yapmak, rampa cikarken gaza basinca arabanin hizlanivermesi.
-Kalabalik bir caddede, elimde kahve, bir insan guruhuyla beraber karsidan karsiya gecmek.
-Dostlarla spontane planlar yapmak, hadi okuldan projektoru yurutup film izleyelim veya hadi mangalda sucuk yapalim diye hep bir agizdan karar vermek.
-Aksamustu eve gelince yatagimin uzerine gunes vurmasi ve benim bir-iki dakikaligina kivrilip yataga uzanmam.

Sanirim 10 taneyi feci halde gecmis bulunmaktayim. Son olarak bir mutlu ani: Biraderle evde didisip, oraya buraya kosturup babami kizdirmak, babam kizip gelince de hicbir sey yokmus gibi yanak yanaga sarilip babama siritmak.

Butun bunlari farketmeme ve hatirlamama vesile oldugun icin: Tesekkurler Fethiye.

Ben de Sugibi, Defne ve Jack'i dilerlerse kucuk mutluluklarini paylasmaya davet ediyorum.


Zafer Bayrami kutlu olsun.

Cuma, Ağustos 26, 2005

Bir japon yemegi hikayesi

Bir varmis bir yokmus. Bir zamanlar maceralar dolu Amerika kitasinda iki tane Erikcik varmis; birisi yesilmis, digeri degilmis. Bunlar bir gun sushi disindaki japon yemekleri de nasil oluyormus acaba diye merak ederek bir japon restoranina gitmek istemisler. Erik reservasyon yaptirmis. Iyiki de yaptirmis, yoksa kapidaki yasli teyze almayacakmis onlari iceri neredeyse.

Iceri girmisler ve etrafa soyle bir goz gezdirmisler. Beyaz patiska ortuler tavandan sarkmaktaymis. Sol tarafta uc tane ozel oturma bolumu varmis, hatta birisinin onune cami gibi ayakkabilar birakilmis, iceride de bir muhabbet bir muhabbet. Masaya mi oturmak istersiniz yoksa bara mi diye sormus yasli teyze. Ufacik masayi soyle bir suzup beri tarafta arkasinda kocaman bir mutfak olan bara bir bakis firlattiktan sonra “Bar lutfen” demis bizim Erikler bir agizdan. Bara konuslandiktan sonra bir sureligine yanlarina kimsecikler ugramamis. Zaten yuzleri mutfaga donuk olan Erik ve de Yesilerik mutfaktaki seflerin telasli ve hizli bir sekilde yemek yapmalarini izlemeye koyulmuslar bile. Erik bir yandan burada servis biraz yavasmis, oyle yaziyordu reviewlarda diye aciklama yapmis. Bir zaman sonra gelmis yasli teyze. “Ne icersiniz?” “Ne vardi acaba?” Sapporo reserve soylemis bizimkiler.. Biralar gelmis. Yasli teyze dokmus bardaklara lokur lokur. Sake mi icseydik acaba demis Erik bir an ama Yesilerik’in en son sake macerasi pek acikli sonuclandigindan yok yok demis, bira iyidir. Teyze gene yok olmus. Bu arada mutfakta hummali bir faaliyet soz konusuymus. Seflerden birisi 15 cm uzunlugunda bir baligi iki tane ince sise gecirip beyaz bir seyi baligin yuzgeclerine surmeye baslamis. Herhalde tuzluyor diye tahminde bulunan Erikler daha bu da ne baligi acaba diyemeden balik kendini kuvvetli alevli ve ocagin ust kismina oturtulmus izgaranin icinde buluvermis. Gel zaman git zaman daha genc bir kiz menuyle belirmis karsilarinda. Sonunda menuyu ellerine alan Erik cekirdek ailesi istahli bir bicimde goz gezdirmeye baslamislar yazilanlara. Aperatif yonunden zenginmis menu, tam 30 cesit degisik aperitif varmis. Ana yemekler ise sadece 10 tane. Az ama oz yapariz biz der gibilerinden. Bir de son anda buyukce bir postitle ilistirilmis bir seyler varmis menude. Belli ki gunun spesyalleri siralanmis. Ammavelakin japonca oldugundan bir halt anlamamis Erikler. Sonunda sunlara karar kilmislar:

Aperatif olarak:

-fermente edilmis kalamar
-izgara kalamar
-izgara uskumru
-sirke sosunda yosun
-sirke sosunda ahtapot salatasi
-bakla ici (fava beans)

Ana yemek olarak:

-Pilav ustu ton baligi (sashimi grade)
-Teriyakili tavuk

Genc garson kizcagiz secenekleri duyunca uyarmis. Seyyy, fermente edilmis kalamarin biraz kuvvetli bir aromasi vardir, emin misiniz? Evet demis Erik, biz bir denemek istiyorduk.

Mutfaktaki hareketlilik devam ederken, bir bir koymaya baslamis ascilar istediklerini onlerine. Kafa hafifce one dogru egilerek japon selami verilmis ascilara her seferinde. Bir guzel yenmis yemekler. Fermente edilmis kalamar patlamis tabii ki biraz. Ama merak giderilmis ya, onemli olan oymus. Uskumru basta olmak uzere diger yemekler bir harikaymis. Ahtapotu yerken Yesilerik ciddi bir suratla Erik’e donup “su an cignedigin dunyanin en sofistike hayvanlarindan biri, biliyorsun degil mi” demis. “Cok ilkeliz, sanki baska hayvan kalmadi yeryuzunde tuketecek, oturmus zavalli ahtapotlari yiyoruz. Cok ayip cok ayip.” Ama cok lezzetli yaaaa diye gulusmusler sonra. Mumkun oldugunca agir bir tempoda yenmis ki yemek, ascilarin her hareketi takip edilebilsin, bir seyler ogrenilebilsin. Tempura yapilmasini izlemisler zevkle, sonra aa, bak bizim sashimi bicagindan, aman bu pek de kocamanmis denmis. Teriyakili tavuk hazirlanmis ozenle ve servis edilmis. Yemegin sonuna gelindiginde bu live food show’a biraz daha devam etmek istemis bizimkiler. Cok tok olduklari halde tatli sormuslar. Ici kestane sekerli tatli siyah fasulye ezmesi varmis, Kestane sekeri lafini duyar duymaz hemen ondan ismarlanmis. Beklerken de yesil cay isterler miymis, hay hay.. Yesilerik gene yosun tadi almis japon yesil cayinda. Diger yesil caylar daha guzel demis bilmis bilmis. Tatlilari da mideye indirdikten sonra gitme vakti gelmis artik. Ascilara gene japon selami ile tesekkur etmisler. Son anda yasli garson teyzeyi yakalayip siste pisirilen o baligin adini sormuslar. Ayu’ymus. Sweetfish deniyormus ingilizcede. Bir cesit tatlisu baligi, bir dahaki sefere mutlaka denenecek. Restorandan ayrilip mutlu ve karinlari tok bir sekilde evlerine dogru yola koyulmuslar.

Hesabi mi? Odedik odedik. Kacti biraz ama degdi ;)

Fermente edilmis kalamara buyurun. Igrenc gorunuyor biliyorum. Bi daha da yemem herhalde. Flassiz cektim, karanlik oldu biraz.  Posted by Picasa

Capon usulu ahtapot salatasi Posted by Picasa

Dun aksamki hallerimiz

Dun aksam eve biraz erken geldik. Buzlukta sakladigim taze barbunyayi pisirmeye karar verdim. Zeytinyagimiz da bitmisti ama. Erik de kofte yapti. Coban salata yapacaktik, hiyar bulamadik. Yine de yapmaya karar verdik. Turk bakkalindan aldigimiz sirkeyi koyduk, hiyarin eksikligini hissetmedik bile. Yemekten sonra yuruyuse cikalim mi diye dusundugumuzde havanin kararmaya basladigini gorup vazgectik. Zaten bize bahane lazimdi. Oturduk, televizyonun karsisinda bir guzel pinekledik. AltonBrown amcamdan pizza nasil yapillirmis, ucuncu kere ogrendik. Sonra diziler basladi. Ben masanin uzerinde duran yeni Thai yemek kitabini soyle bir karistirdim ve reklam aralarinda diger koltuga dogru uzanip Erigi optum. Gidip Erige normal cay, kendime meyva cayi yaptim. Ictik. Sonra karnimiz acikti. Mikropdalgada popcorn yaptik. Tatli olanindan. Erik inatla bir suru tuz koydu uzerine bu sefer. Gece oldu sonra, yorgunluk coktu. Koltukta pineklemek bile fazla gelmeye basladi. Yataga gitmek lazim diye dusunulerek bi bir saat daha televizyona bakildi. Son 15 dakikayi ben hatirlamiyorum. Sonra kalktik, uyumaya gittik. Aksam, gece sona erdi. Gundelik hayat mi diyorduk?

Perşembe, Ağustos 25, 2005

Su review olayi

Erik’le bir japon restoranina gittik onceki aksam. Gercekten guzel ve ilginc bir tecrubeydi, onu ayrica bir yazida anlatmak istiyorum. Asil bu restorani nasil buldugumuz ve oraya nasil gitmeye karar verdigimiz konusuna deginmek istiyorum. Erik netten arastirmis burayi, otantik bir yer diye methini okumus reviewlarda. Deneyelim demis. Dusundum de ne kadar cok seyi once netten arastirir ve yapmaya karar verir olmusuz. Bir kitap mi alacagim, hemen netten bakiyorum, asagi yukari bir fiyat belirlemesi ve hemen reviewlar. Bir filme mi gidecegiz, hemen bakiyorum, izleyiciler ve elestirmenler kacar puan vermisler, eger ilk gosterimine gitmiyorsam. Bir yere mi gidecegiz, otel mi bakiyoruz, hemen review. Eve bir sey mi satin alacagiz, elimizin altinda bir takim bilgiler hazir, okunmayi bekliyorlar. Niye boyle olduk, nasil bu hale geldik? Sikayet ettigimden degil, faydali oluyor elbette. Yapacagim isle veya alacagim urunle ilgili son kararimi bu reviewlara gore vermiyorum. En onemli kriterler o seyi ne kadar istedigim ve merakim. Ama eger cok cok kotu seyler okuyorsam o sey hakkinda alternatiflere yoneliyorum. Mesela bir otel hakkinda herkes cok kotu review yazmissa kor gozun parmagina oraya gitmek istemem. Alternatifi kolaydaysa o seyin, hemen tercih ediveriyorum. Bazen dusunuyorum, Erik’le ikimiz burada yasamiyor olsaydik, daha az izole bir hayatimiz olsaydi gene reviewlara bu kadar yonelir miydim, yoksa es-dostun dedikleriyle mi daha cok hareket ederdim? Cok mu asosyaliz, o yuzden mi neredeyse herseyimizi netten halleder olduk, yoksa herkes mi boyle yapiyor? Yoksa bu amerikada mi daha cok yapilan bir sey? Buradaki herkes potansiyel musteri ya. Bilemiyorum. Velhasil, biz internetten once ne yapiyormusuz, nasil yasiyormusuz, ben unutmak uzereyim.

Çarşamba, Ağustos 24, 2005

Hediye mevzuu

Erik’in dogumgunu cok yakin ama ben bu sene hic de ozel birseyler yapamadim onun icin. Oyle pat diye yaklasiverdi ozel gun. Erkeklere hediye almak ne de zor bir sey. Ustelik uzun sureli bir beraberlikte hediyeler konusunda yaratici olmak gitgide zorlasiyor. Ama hicbir sey almamak da daha kotu. Evet, onu da yasadik tabii ki. Hayatim, aklima ozel bir sey gelmedi, ben de siradan olmasindansa hic almayayim dedim. Oyle mi, peki.. Bohuyyyyyyyyyyyyyy :( Insan bekliyor ufak da olsa bir seyler. En son olayimiz bana yildonumu hediyesi olarak ev aleti alinmasiydi. Hayir aleti sadece ben de kullanmayacagim, beraber kullanacagiz besbelli. Belli ki yaraticilik konusunda s1k1nti cekilmis. Halbuki bir bayana alinabilecek o kadar cok sey var ki. Sahsen ben en basitinden bir kolye ucuna bile fitim yani. Ufak ama daha ozel bir seyler. Galiba Erikcim hediye secme konusunda biraz farkli dusunuyor. Bak, ne kadar bencil bir insanim ben ya. Laf nereden nereye geldi. Ben daha Erik’e alacak bir cop bulamamisken onun bana aldiklarini cekistiriyorum. Oha yani. Izninizle bir delik bulup kafami icine sokmak istiyorum. Bu arada aklima birseyler gelir belki.

Pazartesi, Ağustos 22, 2005


Biraz da ortami yumusatalim :) Neden bilmiyorum ama kopekbaligini sahilde yuzerken gorsem cok daha fazla korkardim gibime geliyor. Belki de filmlerden filan etkilendigim icindir.

Dalis teknemiz

Bu da gordugumuz iki kucuge benziyor. Kendisine ya ReefShark ya da LemonShark deniliyor. Biz hangisini gorduk bilemiyorum.

Buyuk olan kupekhbaligi. Kendisine NurseShark deniyormus. Boyle sakin sakin durabilen ender cinslerdenmis, cunku digerlerinin aksine suyu kendi filtreleme sistemi varmis. Manyak gibi bi oraya bi buraya yuzmesi gerekmiyormus.

Orfoz irisi, 150 kg civarinda vardi tahminlere gore

Kaplumbi$

Sunshine State’ten donus

Bir tatile gittim geldim, dut yemis bulbule dondum. Nerden baslayayim, ne yazayim. Bir dolu sey var anlatmak istedigim ama bi turlu diyeceklerimi toparlayamiyom. Bu kadar mi alismisim ben her gun bir seyler yazmaya ve sever olmusum blog olayini? Galiba oyle.

Tatil guzel gecti. Gittik, dinlendik, geldik. Her dakikasinda dinlendik diyemeyecegim, yarisina yakin bir miktari araba surerek gecti. Malum, ulke buyuk. Hatta kocaman. Eh, bizde de suyunu cikarma potansiyeli var. Daha dogrusu biraderle bende. Hadi oraya da gidelim, surayi da gezelim, aman bu da eksik kalmasin seklinde davrandigimiz icin bir miktar kosusturmaca yasadik. Ama genel anlamda tabii ki dinlendik. Zavalli Erikcim isyan bayragini cekti bi ara. Hayatim, hadi gec kaliyoruz, yeter artik cektigin fotograf, bir gunde bu kadar da cok sey yapilmaz ki. Tamam Erikcim, sen simdi bi gulumse bakiim, hah soooyle.. Tam gicigim canim :) Ama o anda hic oyle gelmiyordu. Velhasil, bir dahaki tatile giderken havayolunu tercih edecegiz gibi gorunuyor.

Sunshine State’te birkac gun sahilde sakin sakin, yerlesik bir hayat surup biraz dinlendikten sonra evrim gecirerek mobilize olduk. Daha guney taraflarda bir dalis gezisine katildik. Turkiye'deki onlarca dalista goremedigimiz hayvani toplam iki dalista gorduk. Bir deniz kaplumbagasi, scorpion fi$, trompet fi$, hayvani boyutta bir orfoz, bir barakuda surusu, bir takim kopekbaliklari ve envayi cesit tropik balik. Bi Sponge Bob’u goremedik. Florida dunyanin sayili dalis mekanlarindan, sualti inanilmaz zengin gercekten de. Bu dalis yaptigimiz reef de meger eski bir feeding site’mis. Dalis liderimiz kopekbaliklari konusunda bizi uyardi. Kabarcik sesini duydular mi gelirler, baktilar yiyecek yok, birkac tur atip giderler dedi. Aynen de dedigi gibi oldu. Sualtinda kopekbaligi gorecegimi bilerek cikar miydim bu dalis gezisine bilemiyorum ama teknede dalistan 5 dk once ogrendim. Pek de korkunc bir senaryo cizilmedi. Netekim, cok korkunc degildi. Sadece bir tane buyuk gorduk, 3-4 metre uzunlugunda, biraz uzaktan. Ama saldirgan olan buyuk beyaz cinsinden degil. O biraz urkuttu o kadar. Hayvanlar cok hizli hareket ediyorlar. Televizyonda gormekle farkli oluyormus. Ay amanin bi dakka, bir iki palet vurup kacayim diye dusunurken zaten her sey icin cok gec olacagini ve ne kadar zavalli bir durumda oldugunu anliyor insan. Cool takilmak lazim yani. Biz de oyle yaptik. Diger gordugumuz kopekbaliklari 1,5 metre civarindaydi. Erikle biz iki tane gorduk. Fotograflari post edecegim. Bizim sualti kamerasi ekipmanimiz olmadigi icin kendimiz fotograf cekemedik. Dalis yaptigimiz merkezin web sayfasindan bulduklarimi post edecegim. Hem guzeller, hem de bizim gordugumuz seylere epey yakinlar. . Simdilik bu kadar, yarin da giant squid’in saldirisini anlatacagim :P

Bu arkadasa bi merhaba deyip geri geldim. Dinlenmis, guneslenmis ve de mutlu olarak!! Posted by Picasa

Cuma, Ağustos 12, 2005


Elimde olan sebeplerden dolayi yayina bir sureligine ara veriyorum. Saglicakla kalin. Diiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiittttttttttttttttttttttttttttttttttttttttttttttttttttttttt Posted by Picasa

Dilimize yerlesenler

Bu “cocuk da yaparim kariyer de” Turkiye’de bir reklamda geciyor galiba, ne reklami oldugunu ise hala cozebilmis degilim. Anladigim kadariyla “tamamen duygusal” tadinda dile bayagi bir yerlesmis, benimsenmis durumda. Boyle kacirdigim seyler oluyor buradan, Turkiye'ye gidince yakalamaya calisiyorum. Bir seferinde hic unutmam, 3 yildir memleketten ayri yasadigimiz zamanlar; bir yilbasi icin Turkiye’deyiz Erikle. Bir arkadasimizla bulusmusuz. Kahve icip sohbet ediyoruz. Bizim arkadas dediydi ki, bir yer varmis, bi gece kulubu/bar, yikiliyormus. Ben de, Erik de atlamistik. Aaa, niye yikiyorlar? Bizim arkadas s1k1 bi gulme krizine tutulduydu. Bunda gulecek ne var diye bon bon baktigimizda ise su yaniti aldik. Meger populer yerlerimize artik oyle deniliyormus, populer olan yerler yikilirmis vesselam. Abi, ha xtir, nerden bilelim biz bunu? Hala yikiliyor mu bilemiyorum ama ilk kez kendimi bir seylerin disinda kalmis hissetmistim o an. Simdi de insanlar ustuste cocuk da kariyer de diye naralar atinca, dedim gene benzer bi durum mu var, n’oluyoruz? Bilelim ogrenelim, ogrenelim sevelim, sevelim zapitalim, yabanci kalmayalim.

Perşembe, Ağustos 11, 2005

Bugun kandilmis.

Bugun kandilmis. Mubarek olsun. Kandil simitsiz kandil de ne yavan olur diye dusunurken bloglarda simit ve helvalar gormek icimi acti. Sevindim. Gurbette olunca ozel gunler sanki daha bir onemli oluyor. Cunku gayet de siradan bir gun gibi elden kayivermesi isten bile degil. Cevrede size o gunun ozel oldugunu hatirlatan hicbir isaret veya faaliyet olmuyor. Tatil olmuyor o gun en basitinden. Cevrede iyi giyimli insanlar telas icinde kosturmuyorlar. Cicekciler ve pastaneler fazla mesai yapmiyorlar. Trafik olmuyor. Trafikteki arabalarin icindeki aile saadeti goruntusu hic olmuyor. Burada yasamaya basladigimdan beri ben de kendimce bir gelenek gelistirdim. Gayet basit ve cok da caba gerektirmeyen bir sey. Bayramlarda ve ozel gunlerde ayni turkiyedeki gibi en guzel kiyafetimi giyiyorum. Anlatmasi guc ama bu sayede biraz daha ozel bir gun oldugunu hissedebiliyorum. Sonra insanlar soruyorlar. Ooo, niye boyle giyindik bugun diye. Anlatiyorsun. Ozel oluyor iste. Ozel yapmis oluyorum bir sekilde gunu. Iyi hissettiriyor bana kendimi. Aslinda buna Erikle ayri kaldigimiz yil basladim. Yildonumumuzu ayri gecirmek zorundaydik ve dedim ki ben suslenip puslenicem gene de. O da oyle yapti. Sonra birbirimize fotograflarimizi cekip yolladik. Ben onu oyle yakisikli gorunce icim gitti. Ne iyi yapmisiz dedik sonra. O gun bugundur buna devam etmeye calisiyorum.

Çarşamba, Ağustos 10, 2005


Bu yuzen mum seklinde olanlarini da pek seviyorum aslinda. Posted by Picasa

Tatil oncesi alis ve de veris

Bu arada rejimi resmi olarak savsaklamaya basladigimizi belirtmek isterim. Henuz krem karamel yapacak derecede yuzsuz bir bicimde degil ama yaklasan tatil ve biraderin de bizle kalmasi gibi faktorler hem yuruyusun hem de yediklerimize dikkat etmenin icine etti gibi gorunuyor. (Oy, kendimi tebrik ettim bir an, ne kadar da uzun bir cumle kurdum oyle!)

Tatil icin kendime sort almam lazim. Buyuyen popoma uygun sortum yok. Kilo vermeden yeni bir sey almayayim diyordum ama tatilde de sortsuz olmaz ki.. Hem sadece sorttan bi sey olmaz. Soyle uyduruk bi sey aliyim diyorum. Simdi Ulus pazarina gitmek vardi. Aaah ah. Neyse, burada da uygun seyler satan yerler var. Tjmaxx var bi kere. Ben ona Sabit Pazar diyorum. Mutfak bolumleri harika. Ivir zivir herseyi oradan aliyorum. Kiyafet bolumu de cok iyi. Du$e$ seyler bulmak hayli mumkun. Bi de Kohls var. Oradan da yaz icin kendime tanesi 5 dolara renk renk tshirtler aldim. Bol bol onlari giyiyorum. Iste bir tek bu alt giyim sorun. Onu da idare edecegim artik. Bi de su flip floplardan aliyim diyorum, radikal bir degisiklik yaparak. Plaj terligi olsun. Bakiim giyebilecek miyim. Ayy, iyice alisveris moduna girdim galiba. Islerimi cabuk halledeyim
de bugun, oradan doooogru alisverise…

Yaslaniyorlar

MG artik resmen Amerikaya geri tasindi. Ayni sehirde degiliz ama artik daha sik gorusebilecegiz. Hem gidip gelmeler acisindan, hem de telefonda. Cok iyi oldu. Insallah onun icin de yeni isi hayirli olur.

Dun aksam uzun uzun konustuk telefonda. Laf dondu dolasti, annelerimize geldi. Yaslaniyorlar dedik. Yaslandikca da sanki daha bir kirilgan, alingan ve inatci oluyorlar. Idare etmek denen seyden daha s1k yaptigimizi farkettik ikimiz de. Bazi olaylar var ki, birebir ayni sekilde davranmislar, hayret ettik. Aslinda dusunuyorum da ben evden ayrildiktan sonra daha cok gozlemler oldum butun bunlari annemde. Artik kendi duzenimi kurdugumdan annemin duzeni ve belli olaylara bakis acisi bana eskisinden daha degisik gorundu. Tabii bir de birbirinden uzak kalmanin etkisi var. 6 ayda bir annemi her gordukten sonra ilk bir kac gun mutlaka birbirimize bir giriyoruz. Sonra bir kac gun icinde alisiyoruz yeniden birbirimizin huyuna suyuna. Devamli gorusme olanagi olsa nasil olurdu acaba diye de dusunuyorum ara sira. Sanirim bunu da yasamadan gormek zor. Ama gorusme frekansiyla didisme frekansi arasinda dogru bir oranti olabilecegini hissediyorum icten ice.

Salı, Ağustos 09, 2005

Bu aralar

Birader bizimle kaliyor bu hafta. Dun oglen yemegine birlikte gittik, sonraciima ustune kahve ictik. Bi arkadasiyla beraber geldiler. Gencler biz gunduz isteyken takiliyorlar, iyi oluyor. Zaten gece hayatlari da hizli, oglene ancak uyaniyorlar. Bize kendimizi iyice yasli hissettiriyorlar, sagolsunlar. Yorgun argin gel, mutfaga gir. Bu kismi guzel aslinda. Bir seyler pisir, ye. Buraya kadar da iyi. Ama sonrasi i-ih. Koltukta sebzelesmeye baslandigi an olmuyor, bir seyler eskisi gibi degil diyor insan.

Dun aksam acliktan olduler gencler biraz. Bizim isler cok uzadi, yemegi cok gec hazirlayabildim. Erik de gec geldi. Balkonda yemek yiyip sonra da dondurmaciya goturduk cocuklari. Bu aksam da sushiciye goturecez onlari. Biradere gelsin de bizimle kalsin diye haftalardir rusvet ustune rusvet teklif ediyordum. Gel bakh sana her gun mangal var, capona goturduk muydu biz seni bizim? Bak Erik mercimek corbasi yapacak, vs vs vs Heh heh, ise yaradi ki kardis burda. O da bahane ariyor zaten geleyim de soyle bi satasayim diye. Ama arkadasinin yaninda biraz kasiliyor gibi sanki bizimki.

Bu arada benim isler de bi duzene girdi, pek rahatladim. Artik gonul rahatligiyla cikacam su tatile. Kafama da sadece toka takacagim insallah. Erige de oyle yapmasini soyluyorum. Tabi o toka takmasa da olur. En iyisi hicbir sey takmasin o. Onun dinlenmeye benden cok ihtiyaci var. Bakalim, benim nesem yerinde olursa ona da bulasir belki. Yok yok kesin bulasir. Cok bulasik birisiyimdir :P

Yazmayici

Masamdaki yaziciya ucan tekmeyle girmek uzereyim. Dun aksamdan beri beni sinir etti. Yok, print etmiyor, deli olacagim, bu is gucun arasinda. Siz siz olun, Birader marka yazici ne kullanin ne kullandirtin, yaziktir...

Pazartesi, Ağustos 08, 2005


-tomatillo- Posted by Picasa

Eksi ve Guzel

Bizim Salsa Verdemiz:

4 buyuk tomatillo
yarim Vidalia sogani, normal beyaz sogan da olur
yarim demet yesil sogan
yarim demet kisnis
1 limin suyu
tuz, azicik karabiber

Hepsi blendira atilip karistirilacak, o kadar…

Posted by Picasa

Cuma, Ağustos 05, 2005

Gelenler, gidenler olacak

Haftasonu MG ile nisanlisi CH geliyorlar. Birader de geliyor. Gene hareketlenecek bizim ev :) Yalniziz diye bosuna uzulmeyelim.

1 kilo 800 gram vermisim, sabah tartildim. Ilk bes gun icin fena degil. Erige sordum, bende daha tik yok dedi. Ben de soylemedim ona ben biraz vermisim diye. Morali bozulmasin simdi dedim. Haftasonu da rejimi bozmamaya calismaliyiz. Tabii ki en onemli aktivite yiyip icerek muhabbet olacak.

CH vejeteryan. Ona gore de bir seyler hazirlayacagim artik. Zaten bizim sevdigimiz ve ona sevdirdigimiz seylerin cogu vejeteryan tesadufen. Peynirli borek cok seviyor, hastasi oldu, sonra kisir. Bi de mercimek koftesi ve guacamole yapayim diyorum. CH ingiliz bu arada, neden bilmem oyle belirtesim geldi. MG’nin de alman oldugunu soylemis miydim, hatirlamiyorum. Neyse bu parantez bilgilerini de geciyoruz. MG bize sauerkraut yapacakti gitmeden, firsat olmamisti. Belki bu sefer o da bize ondan pisirir. Bi Rouladen yapiyor bu arada, Erikle resmen parmaklarimizi yediydik. Iyi ascidir benim arkidis…

Iki gundur de misafirlik aktivitelerinden yuruyuse cikamiyoruz. Zaman cok kisitliydi, Erik dun ben bi kosup geleyim bari dedi. Sonra birlikte sehir merkezinden kuvvetli bi top atildigini duyduk. Gulduk. Erik gitti kosmaya, ben de koltukta pinekleyip bon bon televizyona baktim. Sakat olmasam ben de kosardim dedim icimden. Daha henuz o kadar iyilesemedim. Iyi haftasonlari…

Çarşamba, Ağustos 03, 2005


Ben bunu cok sevdim ve Defne ile Deniz'e hediye ediyorum, phdcomicsnoktacom'dan. Posted by Picasa

Bilim guzel bilim

Benim cekik hocayla gorustum bugun. Sonuca cok yaklastin, boyle devam dedi. Kendimi nasil iyi hissettim anlatamam. Iyi veya kotu hicbir geribesleme olmadan, bulanik sularda yuzuyormus gibi calismak yormus beni. Sonra bugun etraftaki diger insanlarla da bilim konustuk. Cok guzeldi fikir alisverisinde bulunmak. Aklima geldi. Bizim hocanin dersine giriyordum gecen donem. Sadece dinlemek icin, yoksa oyle sinavlara gir, projeler yap, benden geceli cook oluyor. Neyse, donem boyunca bir dolu guzel sey ogrenmenin yanisira hocanin anlattigi minik anekdotlar ve aktardigi kendi dusunceleriyle de ders cok renkli gecti. Bir derste soyle dediydi: Okuldaki tanidiginiz insanlarla sadece sinemalari veya baska seyleri konusmayin, arada sirada bilim de konusun. Cevrenizde cok akilli insanlar oldugunu kesfedeceksiniz. Kendi ogrencilerini daha onore edici bir soz soylemezdi herhalde. O gun bugundur boyle muhabbetler bana hep bu sozu hatirlatiyor, gulumsuyorum.

Salı, Ağustos 02, 2005

Rejim durumlari

Hayatimizda minik bir degisiklik yaptik. Artik yuruyoruz. Aksamlari yemekten sonra 1 saat cikip dolasiyoruz soyle bir hizli tempo. Ne kadar hamlamisim, ne kadar kondusyonsuzum. Bacaklarimin arkasi ilk gunden tutulacak kadar hem de. Sakatlik da vardi tabii epey zamandir ama hepsi de onun sucu degil. Yediklerimize de dikkat ediyoruz. Aksam televizyon karsisinda abur cuburu kestik. Cok ani oldu rejim yapma karari ama uzerinde uzun uzun da dusunecek bir durum kalmamisti zaten artik. Haftalardir cikmadigim tartinin uzerine bi ciktim, yetti. Ama en cok da krem karamel yapamadan su rejime girdigimize yaniyorum var ya :)

Pazartesi, Ağustos 01, 2005

Not just another w.e., or is it?

Yazma vakti. Haftasonundan bahsedeyim. Neden bilmiyorum, yaptigim seyler cok da farkli degildi ama sanki daha bir ozeldi gecen haftasonu.

Cumartesi sabahi pazarimiza gittik yine. Bu yeni kesfimiz ne kadar da iyi oldu. Sonunda aldigimiz sebze ve meyvelerin gercekten tadi olabilecegini hatirladik. Bu haftanin surprizleri seftali ve barbunya fasulyesi oldular. Barbunya fasulyesi yemeyeli ne kadar da olmustu. En az iki sene. Daha once sadece bir kere bulabilmistik. Burada pek yaygin bir tur degil. Ingilizcesini de bahaneyle ogrenmis olduk, shelly bean deniyormus. Bu hafta sogani bile pazardan aldik ve o bile yemeklerin tadini guzellestirdi, inanilmaz bir sey. Cop yiyormusuz biz cop, supruntu.

Aksam ne zamandir elimizde tuttugumuz ve izlemek icin uygun ruh halini bekledigimiz filmimizi izledik. HotelRwanda. Bu filmi izlemek icin uygun bir ruh hali olamayacagini anladik sonra. Ben gene o kadar etkilenmedim, CityofGod’da daha kotu olmustum, neden bilmem. Sanirim artik iyice kaniksadim bu olan bitenlere seyirci kalma ve ondan sonra insan haklari vs gibi konularda ahkam kesilmelerine “gelismis” ulkelerin. Tabii butun bu olanlardan bayagi bi sorumlu olmalari da ayri bir tat, ayri bir boyut katiyor insana. Bir de NoMansLand boyle bir filmdi. Etkisinden kurtulamamistim epey bir sure. Erik de cok fena oldu, ben baska bir sey daha izlemeden bu gece uyuyamayacagim sanirim dedi. Film bittikten sonra ciktik, tekrar bizim videocuya gittik baska bir film almak icin. Evden cikmis arabaya dogru yururken ister istemez aklimdan gecti. Simdi bizim sokak da ceset dolu olsa, birileri gelip siz turksunuz veya beyazsiniz veya muslumansiniz diye veya herhangi bir baska sebepten bizi oldurmeye calissa, bize de hamambocegi muamalesi yapsa ne yapardik acaba?

Sonra videocudan dunyanin en s1k1ci filmlerinden biri olan TheLadykillers diye bir film aldik. Yarisina dogru Erik de ben de uyuya kaldik izlerken. Sonra dun aksam devam etmeye calistik ve ben gene dayanamadim. Bu kadar kopuk diyaloglar ve bu kadar birbiriyle uyumsuz karakterlerin bir arada oldugu bir film epeydir izlememistim. TomHanks basariliydi, degisik bir tipleme olmus ama filmi kurtaracak kadar degildi. Neyse geciniz..

Pazar gunu de giymedigimiz esyalari ayikladim, sonunda!! Cekmis, eskimis, rengi solmus, tekrar giymeyecegimizi dusundugumuz ne varsa hepsini koca koca cop torbalarina doldurdum ve asagiya attim. Uygun bir zamanda birilerine vermek istiyorum. Aslinda turkiyede ihtiyaci olan birilerini biliyorum, onlara vermek isterim ama… Bu sefer cok fazla sey var. Yine de tek bir bavula sigdirabilirsem giderken gotururum. Ama bi dakka bu sefer de annem faktoru var. Her sey onun denetleyici mekanizmasindan bi gececek demektir. Aaaa, bunu da mi veriyorsun, aaaa, bunu giymiyor musun kizim artik?? Annecim, giyecek olsam bu torbada ne isleri olur onlarin oyle degil mi? Neyse, sanirim katlanabilirim.

Dun aksamustu de yine filme gidecektik, penguenlerin marsi diye cok tatli bir film geldi. Ama gunun geri kalan yarisinda Erikle tartisip birbirimize kustugumuz icin bir halta gidemedik, yazik oldu. Sonra baristik ve birlikte yuruyuse gittik. Ha bi de rejime girdik! Bu gidisata bir dur demek lazimdi. Bakalim ne kadar basarili olacagizdir.

Let me guess, you'll probably have to wait for another 10 years my friend. Posted by Picasa