hayat falan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat falan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ağustos 16, 2010

Kirpicik 26 Aylik

Bugun Kirpicik tam 26 aylik oldu. Insanin inanasi gelmiyor. Evet biraz buyudugu hissi var elbette ama sadece biraz :)

Evimize ve duzenimize alismamiz sandigimdan cok daha uzun surdu. Uyku duzenimiz bile ancak bir haftada rayina oturdu. Sonra Kirpicik tekrar tam zamanli yuvaya baslayinca bundan hic hoslanmadi ve hircin bir cocuk oldu cikti. Ancak gecen hafta tam anlamiyla bir uyum sagladi. Ondan once surekli bir itiraz, surekli bir fiziksel olarak bogusma halinde geciyordu. Araba koltuguna kesinlikle oturmak istemiyor, oturuyor kalkmak istemiyor. Banyoya gidelim diyorum itiraz, zorla sokuyorum, hadi cikalim diyorum cikmak istemiyor. Bez degistirtmekten zaten hic hoslanmaz, bez degistirme zamanlari tam kabus. TR'de ayakta bez degistirmeye baslamistik, kaka durumlari haric tabii. Ama ayakta bile yakalamak cok zorlasmisti Kirpicik'i...

Butun bunlar uzerine dedim bizim yavrucuk da bu terrible two illetine tutuldu herhalde. Her seye itiraz. Sonra gecti cok sukur. Gene bir suru sey tutturuyor ama bogusmuyoruz artik cok fazla. Daha bir sakinledi...

TR'de el bebek gul bebek, surekli hareketli bir yasam, bir gun trene biniyor, ertesi gun vapura... Buradaki rutin yasam, anneanne, babaanne, amca ve dedenin yoklugu, etrafta ingilizce konusulmasi filan etkiledi onu eminim. Ama en cok onu yuvaya birakmama uzuldu, iki ay boyunca her saniye dipdibe olduktan sonra sanirim onu terk ettik filan zannetti canim. Gecti cok sukur...

Ben neler yapiyorum? Burasi da her taraf gibi kavruluyor bu yaz sicaktan. Ama klimali ortamlarda disari cikmadigimiz surece sikayetimiz olmuyor pek. Gene de bu suni ortam hosuma gitmiyor benim. TR'de terliyorduk cok ama daha dogaldi bu.

Calismaya calisiyorum. Dersler baslamadan once biraz daha gevsek bir tempom var. Ama gevseklik bana gore degil kardesim. Birisinin tepemde sopayla durmasi filan lazim. Bir turlu disipline olamiyorum. Bir nevi bir hastalik gibi bir sey...

Arabamizin penceresinin acilip kapanma mekanizmasi bozulmus. Hem de uc pencerenin birden. Aralarina epey yuklu bir miktar para sikismis. Acik olani yaptirdik, otekiler duruyor. Bir sure o pencereler acilmadan da yasayabiliriz sanki. Ama uretici firmayi arayip sikayet ettim. Dedim biz hyundai almadik, niye patir patir patladi bu camlar bizim bir tarafimizda? Bu ogleden sonra geri doneceklermis bana. Belki bir indirim neyin verirler, ne bileyim. Ben sikayetimi edeyim de...

Yeniden mini etek giymeye basladim. Sikti bu Fethullah modu :PPP Saka saka.. Ama daha cok pantolon giyerim ben hep. Etek de kotu bir secenek degil. Giymek lazim porsumeden :P

Bu yazida boyle daldan dala atlayis seklinde olsunmus....

Çarşamba, Temmuz 21, 2010

Istanbul'da Son Gece

Kismete bak, bloga yazma yazma, sonra Istanbul'da belesten bir gece gecir, otur bilgisayarin basina.

Yaklasik iki aydir Istanbul'dayim. Yillardan sonra ilk kez bu kadar uzun geldim. Bugunku Delta ucusumuz ertesi gune ertelendigi icin son gecem. Az once Cinaralti'ndan geldim. Sutis'in kazandibi muthismis yahu. Saray'inkine bes basar.

Iki saat sonrasi... Yakin bir arkadasimla telefonda konustuk uzun uzun.

Artik sonra yazarim tekrar. Galiba yatsam iyi olacak. Zor bir gun beni bekliyor.

Çarşamba, Nisan 28, 2010

Gunler geciyor

Gunler inanilmaz bir hizda geciyor. Kirpicik oglumuzla olunca, sabah kalkmasiydi, yuvaya bir telas gidis, oglen isler gucler, aksama yetismeye calisma, aksam yemegi, oynama saati, derken bir gun daha bitiveriyor kusumuz yatagina yollanirken.

Hic anlayamiyorum, Kirpicik oncesi hayat nasildi? Onsuz dusunemiyorum hicbir seyi. Erik'le hipnoza girmis gibiyiz. Uyurken surekli oglumuzdan bahsediyoruz. Uyanikken de uyusun diye gozunun icine bakiyoruz, ne celiski :)

Kirpicik epey bir dillendi bir suredir. Artik daha cok iki sozcuklu cumleler kullaniyor. Bol bol sifat tamlamasi ve biraz fiilli cumleler. Ingilizce hic sorun olmuyor hala, pek mutluyuz. Yuvada ogrendikleri yuvada kaliyor, ancak biz sorarsak ogreniyoruz neler ogrenmis ingilizce. Evde turkceye devam.

Bu aksam haftalik playdate'imiz var. Cok seviyor cocuklar bir araya gelmeyi. Onlar oynarken biz de iki laf edebiliyoruz, biz de seviyoruz yani bu date'leri :)

Cuma, Mart 12, 2010

Protection

Spring Break oncesi son ders.
Konu: Aldehit ve Ketonlar
Alt Konu: Aldehit ve Ketonlarin Asetal Gruplariyla Korunmasi

Evet cocuklar, gordugunuz gibi sentezin bu adiminda n'apiyoruz: We use protection. WE USE PROTECTION???? We use PROTECTING GROUP, NOT PROTECTION!!! Neler diyorum Allahim????

Sonra cevir kazi yanmasin: Ewet, protection cokh iyi bir seydir. Ohom... Kimyada da iyi bir seydir yani.

Kahkahalar.

Have a good break.

Yeah, you too!

Pazartesi, Kasım 09, 2009

Yarım zamanlı durumu-bizden haberler

Buradayım blog. Kasım ayının ılık bir gününden merhaba.

Öğlen yemeği vakti, evdeyim. Hayır yemek için değil. Haftanın iki günü evden çalışıyorum, iki günü ders vermeye gidiyorum. Tempom genelde hafif. Bizim için iyi oldu bu dönem. Hayatımda yapmadığım kadar ev işi yapıyorum bir de. Maşallah hiç bitmek bilmiyor, zor yetişiyorum :)

Kirpicik yuvada. Neredeyse iki ay oldu başlayalı. Pek ağladı ilk günler, kolay olmadı ama şimdi çok mutlu. Kendine göre bir düzeni var. Yuvanın en kötü yanı evimize pek çok hastalığın giriş yapmış olması. Croup, kulak iltihabı, soğuk algınlığı, hepsinden gecirdik maalesef. Sadece Kirpicik değil, Erik'le ben de ayakta geçiriyoruz bir sürü hastalığı. Ben bu hafta faranjitimsi bir şey oldum mesela. Sesim borazan. Bir haftadır sürünüyorum, bugün sonunda hastalık iniş gösterdi.

Halloween'i geçirdik, yuvada ufak bir partimiz oldu. Bakalım Kirpicik'i bulabilecek misiniz aşağıdaki fotoda? :)

Çarşamba, Eylül 23, 2009

Yaz bittiiiiiii

Bitti-iiiii, gitti-iiiiiiiiiii. Bu aralar hep boyle konusuyoruz Kirpicik'le. Sonlarini uzatiyoruz nedense bazi sozcuklerin. Neyse, yaz bitti.

Birazdan ders notu hazirlamam lazim. Sonbahar donemi basliyor. Yarin ilk dersime girecegim. Bu kez farkli bir ders veriyorum. Insallah daha iyi ogrencilerim olur. Yoksa bu ogretmenlik isi olacak gibi degil. Gecen gun yazin ders verdigim ogrencilerin yorumlari geldi postayla. Cok buyuk hayal kirikligi! Evet iclerinde iyiler de var ama, kotuler fena yaraliyor insani. Karsimdaki tiplerin kaliplarini bilmeme ragmen, gene de haksizliga gelemiyorum.

Yorumlardan bazilari: Odev yapmak icin hep problem saatini beklemis, olmamis. Adi ustunde HOMEwork. Evde oturup kasasin diye, armut pis agzima dus, dersi bekleme diye. Bunun yuzunden ben suclaniyorum. Sonra sinavlardan once bunlara ornek test vermistim, cozsunler diye. Gercek sinav da bunun cok benzeri, sadece sayilari degistiriyorum. Efendim, hic organize bir ogretmen degilmisim ben, plansizmisim, programsizmisim, ornek sinavin ustunden gecmek icin problem saatinin uzerine ekstradan 25 dk tutmusum bunlari. Ayrica sinav sorulari cok zormus. Insaf! Ha bir de kiziyormusum ben soru sorulunca ve cevap vermiyormusum sorulara. Bu nasil oluyor bunu da hic anlamadim. Yani bu kadar mi pofpoflamak gerekiyor ogrenciyi? Ah evet sekerim, senin sorun neydi canim cicim? Biraz ciddi bir insanim ben ve degismeye de niyetim yok uc bes yavsak Amerikali icin. Ciddiyet kizginlik olarak algilaniyor galiba, bilmiyorum ki?... Yani kulturel bir fark mi bu gercekten? Yok degilse bu tiplerin zoru nedir? Hayatlarinda kimse gerzek olduklarini soylememis bunlara galiba, hep ogretmen suclu...

Maalesef hepsine de en az yarim harf notu yuksek verdim donem sonunda. Haram zikkim zehir olsun, ne diyeyim.

Hayatimdaki tek sey bu ogretmenlik olayi degil tabii ki. Hersey guzel gidiyor cok sukur. Bir ara onlari da yazabilirim umarim.

Herkese guzel sonbaharlar...

Perşembe, Ağustos 20, 2009

Dun aksam

Dun aksam Kirpicik uyuduktan sonra annemle televizyonun karsisina kurulduk. Bir yandan da bir seyler atistiriyorduk. Dusundum. Belki bir 60 yil sonra ne annem ne ben bu dunyada olmayacagiz. Bu yasadigimiz evde kimbilir kimler yasayacak. Hayat nasil degisecek. Kirpicik neler yapiyor olacak? Bazen her sey bos ve ayni anda bir o kadar anlamli geliyor. Kendimi filme geri verdim. Anneme bir dilim daha elma uzattim.

Çarşamba, Ağustos 19, 2009

Dusunceler

Blogu ozledim mi?

Bu aralar ne cok sey yasiyorum. Eskisi kadar yogun degilim, ama yasadiklarimi disa vurum konusunda bir bikkinlik geldi bana. Turkce klavyemi bile kullanmiyorum artik.

Hayat yogun evet. Kirpicik koca adam oldu. Dermisim :) Ama epey buyudu sipa. 14 aylik olduk. Tadindan yenmiyor. Her gun yeni bir sey ogreniyor, bizleri sasirtiyor. Piti piti oradan oraya kosturuyor. Yere kapaklaniyor, aglamiyor. Saclari fino gibi oldu, bugun trasa goturecegim onu. Okullar aciliyor diye pek bir yogunluk var, iki kere kapidan donduk, sonunda randevu aldim Pasa icin.

Donem haftaya bitiyor. Siz de benimle beraber bir oh cekersiniz artik. Bir yazi da boyle gecirdik diyecegiz. Sonra ver elini tatil. Florida'ya gidiyoruz tatilde. Napalim, baska uygun yer bulamadik. Hem arkadaslarin sorunsuz ucabilecegi, hem saat farki olmayan tek mekan. Gelgelelim kasirga sezonunda gidiyor olacagiz. Simdiden anti-yagmur dualarina basladim :P

Deniz de corba sicakliginda olacak, onu da biliyoruz. Ama hic girememekten iyidir. Gonul isterdi bir Turkiye tatili ama kismet degilmis bu sene.

Ilk kez arkadaslarimizla grupca bir tatile cikacagiz. Bir reunion olayi. Ayni evde kalacagiz hepimiz coluk cocuk, kopekler vs... Bakalim nasil olacak. Iyi gecerse her sene tekrarlanacak.

Kirpicik'e yeni car seat aldik. Yakinda yuvaya baslayacak, Erik'le ikimizin ayri zamanlarda almasi sozkonusu onu, o yuzden ikinci bir car seat aldik. Bundan aldim.

Cok ozledim Turkiye'yi. Bu aralar kafamin icinde donup dolasan sey su: Kirpicik nasil yetisecek burada? Evet, imkanlar cok daha iyi, bir suru avantaji var buranin. Ama burada olursa Amerikali olacak, kismen de olsa bir parcasi oyle olmak zorunda. Buna engel olmak imkansiz. Bu nasil bir sey bir butun olarak, bunu anlamaya calisiyorum. Sanki bir 5 yil sonra buradan gidip, bir 15 yil Turkiye'de gecirip sonra buraya geri donesim var. Kirpicik'i Turk yapip donmek yani amac. Sanki Amerika da bizi kucak acip bekliyor olacak. Burada her sey duracak. Sacma sapan dusunceler. Kime ne yarari olacagi belli degil, bencilce belki de. Ama engel olamiyorum aklima gelenlere.

Okyanusu bir gectin mi boyle bolunuyorsun iste. Fiziksel olarak burdasin ama gonlun nerde, belli degil. Aslinda belli. Iyi bir isin bilmemnen olsa, burada niye durasin ki? Ama istedigin isi memleketinde yapabiliyor musun? Cocuguna iyi bir gelecek saglayabiliyor musun? Isin icinde bunlar olunca senaryo karmasiklasiyor. Zor iste.

Pazartesi, Ağustos 03, 2009

Ders sorunsali

Agustos ayi geldi. Bir yaz da boyle akip gidiyor. Yarim zamanli calisiyorum. Bir ders ve laboratuarini veriyorum. Ogrenciler cok zayif cikti, onun disinda beni hic zorlamiyor ders. Haftada net iki gun calisiyorum diyebilirim. Bir de yer biraz uzak, arabayla bir saat gidis bir saat donus, o biraz bayiyor.

Bu bulundugum yerde ileride bir pozisyon acilirsa diye ders vermek istemistim bu yaz. Sonra abuk sabuk gelismeler oldu. Artik burada pozisyon acilsa da burada calismak ister miyim bilmiyorum.

Bu ustten sinirli ogrencilerden bazilari, yirmi kisilik siniftan bes kisisi gidip dekanliga beni sikayet etmisler. Efendim anlamiyorlarmis dersi ve soru soramiyorlarmis. Soru sorunca cevabini alamiyorlarmis, cunku ben bunu daha once isledik deyip geciyormusum.

Aglasan ogrenci profoli yeni degil bana, ama yalanci ogrencilerle ilk kez hasir nesir oluyorum. Hicbir soruyu cevapsiz birakmadim. Kendileri en basit cebir islemlerini yapmaktan aciz olduklari icin anlamiyorlar, sonra boku hocaya atiyorlar. Ve aptal dekan yardimcisi da benim kapima geliyor bunun icin.

Aslinda ona da agzinin payini verdim. Ilk soyledigim sey gelin dersime girin oldu. Yok gerek yokmus... Daha bir suru baska sey de konusuldu. Sonucta ogrencilere bu kadar soz hakki taniyip, hocalara bu kadar haksizlik yapilan bir yerde ben zaten kalmak istemiyorum. Olan benim yazima oldu, ama resumeye koyacagim ders tecrubesi diye. Yoksa hic bir tarafimda degil yani allahin uc bes gerizekali Ohayo'lusunun kendine kariyer yapacak olmasi.

Çarşamba, Temmuz 01, 2009

Aklima gelenler...

Off, bu yaz sicaklari da ne bunaltti filan yazmayacagim. Hava 20 C civarinda seyrediyor bugun zira. Biraz serinlik herkese iyi geliyor eminim.

Onumde ogrencilerin ilk lab raporlari var, okunmayi bekliyorlar. Her sey iyi gidiyor. Ogrenciler biraz zayif ama bakalim, gorecegiz.

Erik iki haftadir yok, Misir'a gitti. Kendi deyimiyle Bayrampasa'da. Bayrampasa'ya benziyormus Kahire. Fakirlik diz boyuymus, yemekler pek iyi degilmis, gittiginin ilk haftasi salata yedikten sonra motoru bozdu, ancak antibiyotikle iyilesti. Neyse yani, belki o kendi anlatir sonra, ama bloguna da yazmayali epey oluyor. Bir sekilde cok uzun geldi bu iki hafta ikimize de, sanki iki aydir yok gibi geliyor. Neyse ki yakinda geliyor.

Kirpicik cok tatli, her zamanki gibi. Separation anxiety olayi devam ediyor. Simdi sabahlari kalktigi zaman aliyorum kucagima, oturuyoruz beraber koltuga, bir 10-15 dk inmiyor kucagimdan, sariliyoruz birbirimize, butun gecenin hasretini gideriyoruz ana-ogul. Bazen tuvalete bile gidemiyorum birakip, hemen pesimden aglamaya basliyor.

Uyumayi ogrendik gibi. Bir haftadir sallamayi biraktik. Ilk dort gun epey agladi. Daha dogrusu ilk gun biraz agladi, ikinci gun cok daha az, sonra uc ve dorduncu gunler en cok. Besinci gunde artik aglamadi. Dorduncu gun en zordu, simdi ise gayet iyi. Yaptigimiz tam olarak Ferber mi emin degilim, kendimize gore kurallar koyduk biraz. Simdi de yatagina yattiktan sonra bir 5 dk kadar poposuna pitpit'la uyuyor. Ama bence normal, cunku yetiskin bir insanin da uykuya dalmasi biraz vakit aliyor sonucta.

Gecenlerde bir yurudu Kirpicik, ama sonra birakti. Gene her yere emeklemeyi tercih ediyor. Bir noktada yuruyecek. Bugunlerde en sevdigi sey annesinin kendisini kollarindan tutup gezdirmesi.

Gecen aksam Kirpicik uyuduktan sonra oyle televizyona bakiyordum. Before Sunset basladi. Tekrar izledim, cok guzeldi. Sonunu hatirlamiyordum, bu sayede ilk kez izliyormusum gibi oldu. Guzel de bitti bence. Hele o sonundaki sarkiyi cok seviyorum:Let me sing you a Waltz.

Hadi ben raporlarima donuyorum, yoksa cikamayacagim buradan aksama kadar.

Salı, Haziran 23, 2009

Bu Yaz

Bu yaz gene kimyaya giris ders veriyorum. Kisin verdigimin aynisi. Ama bu kez laboratuvari da veriyorum. Asil cumbus de orada basliyor zaten. Kimya 101'in dandik kismi bu. Ogrenciler ilk kez lab aliyorlar, o yuzden de cok tecrubesizler. Bir seyi yapmalari saatler aliyor. Yani ne kadar zor olabilir bir cam canagi tartmak? Cok zor olabiliyor valla bu sabah yasandigi uzere.

Cok degisik bir ogrenci profili var bu sefer. Ellili yaslarda bir kadin var mesela, ingilizceymis bolumu. 25 yil kadar once almis cebir/matematik neyse, en basit islemleri bile yapamiyor. Dersi birakmasini ve once gidip cebire giris falan almasini tavsiye ettim. Aglamaya basladi. Meger 25 yil once aldigi cebiri saymislar. Yahu, once bir seviye sinavi filan yapsalardi bari, kadincagizin pek bir sey hatirlamadigini gorup ona gore yon verirlerdi. Sen aslansin, kaplansin, yaparsinla yurumuyor bu isler. Neyse, acayip de geveze bir kadin. Hem agliyor hem de gereksiz ne kadar sey varsa-bidi bidi bidi...

Zor gececek bu yaz. Hem ogrenciler hem de benim icin...

Tatil? Dersler bitince? O da yok gibi gorunuyor ufukta...

Çarşamba, Mayıs 27, 2009

Literature gecmek

Bu deyim aslinda daha cok olaganustu rekorlar filan icin kullanilir sanki oyle degil mi? Mesela: Bobrek nakli ile 10 yil omur verilirken 22 yil yasadi-literature gecti gibi. Bu da canli bir ornek aslinda, rahmetli enistem...

Doktora yapinca ister istemez literature bulasiyor insan... Kac yayin yaptin, kacinci yazarsin, hangi dergide yayinlandi calisma vs gibi ayrintilar giriyor isin icine. Ama en onemlisi bunun insan hayatiyla paralel bir sekilde surmesi... Himmm, doktora kac yil surmus? 4,5. E peki, bu sure zarfinda kac yayin var, $ak resumeye bakilir... Pekiiii, postdoc? O da bi 5 yil. Kac yayin var? $ak, gene resume!

Yani is ararken bundan kacmak mumkun degil. Sanki gizli bir cift goz surekli takip ediyor yaptiklarini omur billah. O kadar ugras, didin. Ama sonra bak, belki de o kadar yayin yapamadin. Deneyler olmadi, proje degistirdin, hoca killik cikardi, olamaz mi yani? Oluyor netekim, hem de cok s1k oluyor.

Yeni bir makalem yayinlandi bu hafta. Ilk yazarim ve nispeten iyi bir dergide cikiyor. Yaptiklarinin karsiligini almak bu bir nevi. Eskiden olsa cocuklar gibi sevinirdim. Daha onceki sancili cikan yayinlarimla karsilastirinca bu goreceli olarak sancisiz oldu. Bir yildan fazladir hocanin masasinda toz tutmasi sancidan sayilmazsa. Ki saymiyorum. Yine de o kadar cok sevinmedim galiba. Sanki o gizli bir cift gozun beni izlemesinden rahatsizim.

Kendi kendime yaptigim bir nevi nankorluk olsun bu da...

Çarşamba, Mayıs 20, 2009

Muz kabugu

Pisirirken etrafa yaydigi harika kokulara ragmen kurabiye, kek tarzi tatlilari hic yapmam. Niye bilmiyorum. Gerci artik vaktim de yok.

Bir seye canim s1k1ldigi zaman bunun uzerine gitmek yerine onu unutmaya daha meyilliyim cogu zaman. Acaba bunun yetistirilirkenki aile dinamiklerimizle mi baglantisi var? Ornek: Baban kizar, uzatma.

Bugun fena baslamamisti aslinda. Sabah gidip bir yuva daha gezdik Erik'le. Zaten onumuzdeki yazdan once yerleri yokmus.

Belirsizlikler, belirsizlikler... Can s1k1iyorlar bir noktadan sonra...

Cuma, Mayıs 08, 2009

Oylesine

Baslik bulamadim. Kafami toparlayamiyorum ki. Veletix'imiz, Kirpicigimiz uyumadi dun gece. Uyumadi derken, harbi uyumadi. Saat 2'de uyandi, tekrar uyudugunda saat 5.30'du. Aslinda iyiydik son bir kac haftadir. 7-8 saate yakin araliksiz uyumayi basarmistik. Dun gece ne olduysa bir turlu dalamadi. Salladik, oyunlar oynadik, tylenol verdik, belki agrisi vardir diye. Gunduz gibiydi ev. Sonunda Erik de ben de sinirlerimiz iflas edince biraz aglatmaya karar verdik. Cok degil, bi 10 dk kadar agladi. Arada bir kere yanina gittim. Cok kizdi bize. Ama ise yaradi. Sonrasinda uyudu. Icini ceke ceke de olsa. Biz de uyuduk.

Bu cocuk kismisi tam bir surpriz yumurta. Ne zaman ne yapacaklari belli olmuyor netekim.

Baska seyler yazacaktim aslinda buraya. Gunlerdir aklimda dolasan bir suru sey var. Gel gor ki kafa yok. Demek bu da ara sira oluyor. Yazma istegi var ama toparlayamama durumu. Bazen de toparliyorsun, yazma istegi yok.

Bu arada hamilelikte baslayan unutkanlik aylardir suregelen uykusuzlukla birlikte iyice yer etti sanki. Bugun deney yapmaya korkuyorum mesela. Bir sey unuturum, kirarim dokerim diye.

Gunlerdir Mardin'de mezar basinda bekleyen cocuklarin fotograflarina bakiyorum. Icim parcalaniyor. Neden oradan ayrilamadiklarini o kadar iyi anliyorum ki. Ustelik kucucuk cocuk bunlar daha. Ne olacak onlara? Bundan sonra her sey geri donulemez bir bicimde degisti o cocuklar icin. Yetim kaldilar, oksuz kaldilar. Bosuna demiyorlar allah anali babali buyutsun diye bebekler dogdugunda. Bir ebeveyni kaybetmek buyuk bir travma bir cocuk icin. Allah sabir versin bile diyemiyor insan kucucuk cocuga. Ama eminim onlar pek cok kisiden daha biliyorlar simdi sabrin ne demek oldugunu.

Bugun de Cuma. Hafta gene bitti. Nasil bir hizda geciyor gunler, haddi hesabi belli degil. Iyi hafta sonlari.

Çarşamba, Nisan 22, 2009

Yetisememe durumlari ve kitap listesi

Gecen gun burada kampus civarinda yeni acilan bir yuvanin tanitim toplantisina gittim. Open house dedikleri olay. O saatte giden bir benmisim, gorevli kadin beni gezdirdi. Hersey gicir, cok sevimli bir yerdi. Yaz basi icin yer olacagini dusunmustum. Kasim'a kadar dolduk demez mi. Ne zaman doldunuz dedim, iste iki hafta once acildi kayitlar dedi. Iyi de bize haber veren denyo niye soylemedi bunu dedim, kayitlar acildi diye. Neyse, gene de bekleme listesine girdik tabii.

Amerika Birlesik Bekleme Devletleri burasi. Hersey icin bir kuyruk hali var. Bazen cok yararli bir sey oldugu gibi, bazen de cok sinir bozucu olabiliyor. Herseyi en az uc ay oncesinden planlayip yapmak gerekiyor.

Gecen gun Kirpicik'i yuzme dersine yazdirmak istedim. Okulun spor kompleksinde boyle dersler vardi. Hamileyken yuzmeye gidiyordum, o zaman rastlamis ve insallah seneye biz de kendi bebegimizi getiririz demistim. Tabii ki kayitlar dolmus. Kendimi cok beceriksiz bir anne gibi hissettim bunu ogrendigim an. Biliyorum, cok onemsiz bir hadise. Ne olmus yani, bu kadar kucukken yuzme dersine gitmese ne olur Kirpicik? Tatile ciktigimizda sokariz oglumuzu denize. Ama hissiyat boyle demiyor.

Millet kokusunu mu aliyor, nedir, ben niye zamaninda yapamiyorum bu isleri? Bir yetisememe ruh hali dogdu dolayisiyla bende. Sanki surekli Kirpicik icin bir seyler yapabilirmisim, ama bunu kaciriyormusum gibi hissediyorum.

Bir yandan yuvaya vermesem de bakici mi bulsam diyorum. Annem bizimle bu ara. Ama o da yoruluyor artik. Kirpicik hem cok agirlasti, hem de cok hareketlendi artik, yasi geregi.

Bakici bulmak ayri bir sorun. Turkce konusan birisini istiyorum. Zaten iki ana dilli olacak Kirpicik ama ingilizceye mumkun oldugunca gec baslasin, once Turkce konussun istiyorum. Birisi var simdi aday, onunla bir gorusecegim, bakalim.

Bu arada yuvaya gittigimde beklerken kutuphane bolumunde bakindim biraz, bazi guzel kitaplar kesfettim. Hatta ismarladim, geldiler bile.

Ilki, your child at play bebek/cocuk gelisimi ile ilgili kitaplar serisi. Daha once bulamadigima hayiflandim bu kitabi. Kirpicik simdi 10 aylik oldu, bu konuda da yetisemedim gibi hissettim, ama onemli degil. Ilk iki kitabi aldi. Ilki 0-12 ay, ikincisi 1-2 yas gelisimi uzerine. Seri 8 yasina kadar suruyor. Icinde bebeginizle onun gelisimine yardimci olabilecek aktivite onerileri var. Bol resimli ayrica.

Bir diger kitap da working mother's guide to life. Bu kitabi henuz ayrintili inceleyemedim ama guzel bir kitap gibi gorundu. Bakici, yuva secerken nelere dikkat etmek lazim, vs gibi konular isleniyor. Ama cok daha genis kapsamli bir kitap. Yazari da bu ziyaret ettigim yuvanin sahibiymis meger.

Bir de Harvey Karp'in "happiest toddler on the block" kitabini ismarladim. Bunun baby versiyonunun hem kitabi hem dvd'si var bizde. Kitabindan cok dvd'si cok isimize yaradi bizim. Onerdigi teknikleri izlemek daha kolay okumaktan. Kirpicik ilk iki ay biraz daha az agladiysa, bu amcanin onerileri sayesindedir. Bu toddler'in da dvd'si varmis, o nasil bilemiyorum.

Hazir kitap listesi yapmisken, evdeki diger kitaplarim:

Tracy Hogg, Baby whisperer... -bunu ilk aylarda daha cok okudum.

The no cry sleep solution-- benim pek isime yaramadi dogrusu, ama bir kenarda duruyor, iyi bir kitap oldugu rivayet ediliyor.

What to expect 0-12 ay serisi--genel anlamda basvurulabilecek bir kitap.

Baska bir takim kitaplar da var ama su an aklima bunlar geldi.

Salı, Nisan 07, 2009

Pifff

Buraya her istedigim seyi yazdigim gunleri cok ozluyorum. Simdilerde iyi arkadaslarimin yani sira bazi gereksiz insanlar da okuyorlar blogu maalesef. Saftorik Yesilerik, iyi tanimadigin insanlara ne diye guvenir de soylersin?

Pazartesi, Şubat 23, 2009

Mim

Tavsan Hanimcim mimlemis... Unutmadan, 161. sayfa, 5. cumle:

"The solution is not to drink beer instead of milk, it is to stop testing in the atmosphere which was accomplished a number of years ago."

Gayet loser bir durum ama basucumdaki General Chemistry Instructor's Resource Book'taki Nuclear chemistry chapter'inin Biological effects of radiation section'indan alindi bu cumle.

Bir de bebek gelisimi, mamasi, kakasi, uykusu uzerine kitaplara bakmaya calisiyorum bu aralar. Okumak hak getire...

Salı, Şubat 03, 2009

Yogun

Yogun geciyor gunler, hem de cok. Verdigim ders o kadar cok zamanimi aliyor ki, sasiyorum. Ivir zivir bir suru organizasyonumsu sey gerektiriyor. Mesela derste bazen deney yapiyorum. Genelde patlamali, cart renkli kimyasalli veya alevli malevli deneyler oluyor. Ogrencinin dikkatini ceksin diye. Onlar icin bolumden birisiyle haftada bir toplanti yapiyorum. Sonra o deneyleri benim onceden yapmam gerekiyor bir kere ki, 180 kisinin onunde maymun olmayayim, onlari ayarlayan kisiyle gorusme, yazisma, cizisme... Alti tane asistanim var, onlarla haftada bir toplanti. Her hafta quiz hazirla. Bu hafta ilk vizelerini olacaklar. Vize hazirla. Hem de iki tane. Bir tane de ornek vize. Vizeye hazirlik dersi koy. O da Pazar gunuydu, cunku 180 kisinin kesin bos oldugu bir zaman ancak hafta sonuna denk geliyor. Ders notlarini da internete koyuyorum. Onlari scan et. Erik'e gonder, pdf'e cevirsin, cunku hala bir pdf writer'im yok.

Simdiye kadar sadece bir tek deney yapabildim. Arastirma-gelistirmelerim epey bir sekteye ugradilar bu yuzden. Ama gitgide zevkli olmaya basladi bu ders olayi. Bugun ilk kez lablarina gidip ogrencilerimi ziyaret ettim. Nedense pek sevindiler beni gorduklerine. Genelde deney yaparken kafami patlatmami beklediklerini saniyordum oysa ki :)

Hala gunde iki kez de sut pompaliyorum. Gunde 15-20 dk'dan iki kere vakit ayirmak bazen hakkaten cok zor oluyor.

Gelelim Kirpicik'e. Cok iyi ve tatli kendisi. Bir haftadir bagirsaklari biraz bozuldu. Ayni gun icinde hem sivi hem kati kaka yapiyordu. Meger mide virusu kapmis. Nerden kaptiysa. Gececek elbet.

Ust dislerimiz de hala cikmadilar, ama cok kabardi damagi. Ne bulsa agzina goturup kasimaya alisiyor garibim.

Bu "No cry sleep solution" kitabini okumaya basladim dun gece. Kendimi iyi hissettirdi kitap bana. Bahsettigi bazi yontemleri de ben farkinda olmadan uyguluyormusum zaten, onu farkettim. Ve kitap bir sekilde Kirpicik'e daha sabirla yaklasmami sagladi.

Yiyecek konusunda epey yol kaydettik. Artik sebze/et karisimlari ve yogurt da yiyor Kirpicik. Ama cok sutcu bir bebek. Herhalde butun gun beni goremeyince iyice emesi geliyor.

Gecen gun ilk kez kara cikarttik kendisini. Tam eve girecektik. Hadi biraz karlara bassin, fotografini cekelim dedik. Battaniye filan serdik karin ustune. Sen otururken arka ustu devril. Karlara eli degdi, usudu, basti yaygarayi :) Neyse, kara da yatirmadik demeyiz oglumuzu :P

Hafta sonu bir arkadasimiz bizi, daha dogrusu Kirpicik'i ziyarete geldi. Guzeldi. Gelirken internetten caldigi Issiz Adam filmini de getirmis. Izledik. Hic begenmedim. Bu kadar cheesy olabilirdi yani. Neden o kadar goklere cikarilmis film, hic anlamadim. Gelgelelim, son sahnesinde gozlerim doldu, aglamaya basladim. Peh! "Bu hormonlar beni de hic etkilemedi canim" geyigim de sona erdi boylece. Yani umarim hormonlar yuzunden aglamisimdir. Nassi ya?!! :)

Son zamanlarda izledigim en iyi Turk filmi Kabadayi idi bence. Cok bir Turk filmi de izleyemedim gerci ama. Simdi sirada calinti Uc Maymun var :)

Çarşamba, Aralık 03, 2008

Yolculuk öncesi

Yok, biz Tavşan Teyzemiz gibi Safariye gitmiyoruz :) Şimdilik sadece ailecek İstanbul'a kadar gitme çılgınlığında bulunacağız. Gitme öncesi telaşı var biraz, çokça da yapılacak işler birikti. Anladım ki kronik derecede tembel bir insanım. Yumurta-kapı olayı olmadan motive olamıyorum. Hatta artık o bile zor işe yarıyor.

Yeni yeni bloglar keşfettim bu aralar. Hatta sağolsunlar bazıları bana bağlantı bile vermişler. Epey uzak kaldım blog olayından. Yeni yüz bile seçmedim, bırak bağlantıları güncellemeyi. Neyse, teşekkür ediyorum buradan beni hala okuyan ve bağlantı verenlere.

Kirpicik'le yaşam devam ediyor olanca hızıyla. Gün geçtikçe tatlılaşıyor kendisi. Bu kış tatilinin gelmesiyle de bizim evde de bir dönem kapanıyor sanki. Annem yaklaşık altı aydır bizimle kalıyordu. Bir hafta sonra onu yolcu edeceğiz. Sonrasında da biz yolcuyuz. Böylece Kirpicik'in 3-6 ay arası dönemi sona eriyor gibi. 6-9 döneminde babaannemiz geliyor. 9-12 aylık dönem ve sonrası henüz muallakta.

Yeni okuduğum bloglarda bebeklerde/çocuklarda uyku düzeni ile ilgili yazılanlara bakınca biraz panik oldum açıkçası. Tabii herkesin düzeni/doğruları kendine bu konularda ama bizim oğlan sallamadan uyumuyor. Çok huysuzlanıyor uykusu geldiği zaman ve fekat kendi kendine uykuya geçemiyor bir türlü. Annem ilk aylarında hiç uyumadığı zamanlarda ayakta sallamaya başlamıştı. O günden beridir gündüzleri o şekilde uyumaya alıştı. Geceleri de mama-banyo rutininden sonra hala emerek uyuyoruz. Sabaha karşı bir kere uyanıyor son bir haftadır, onda da gene emzirip yatırıyorum yatağına. Bu düzen biz en azından Türkiye'den dönüp yerel saate tekrar alışana kadar da böyle sürecek görünüyor.

Kirpicik'e tatlı patatesten sonra yulaf maması vermeye başladık. Pirinç mamasından bir nebze daha iyi. Sonra da havuç verdik. Amanın dikkat. Havuç çok fena kabız yaptı. 3. günün akşamı fitil kullanmak zorunda kaldık. Şimdi de armut veriyoruz ama 2 gün oldu gene ses seda yok :) Katılar konusunda biraz yavaş ilerliyoruz ama acele etmeyin dedi zaten doktorumuz da. Bir de emzirme öncesi değil sonrası vermek gerekiyormuş katıyı. Bizimki o yüzden sinirleniyormuş meğersem. Hele ilk sefer o sinirle ağlamasını unutamayacağım. Bir yandan da videoya çekiyoruz, aaa, cici oğlumuz bak ilk kez kaşıkla yiyor diye. Ne bilelim... Bu hatamızı hemen düzelttik efendim :)

Bu sayede wholesomebabyfood sayfasını keşfettim. Hoşuma gitti, tavsiye ederim. Bir arkadaşım da Petit Appetite diye bir kitap hediye etmişti. O da çok başarılı. Avokado verebilirsiniz diyor iki kaynakta da. Ne bileyim, biz sonradan yediğimiz için midir nedir, avokado bana hala egzotik gelmekte :) Ama denemeyi düşünüyorum. Geçen gün mutfakta benimle birlikte börek yapan (!) Kirpicik'e yarım çay kaşığı su verdim. Suratını bir ekşitti ki, o kadar olur. Süte alışmış bünye besbelli :)

Kirpicik 5 aylık oldğundan beri yüzükoyunken sırtüstü dönmeye de başladı. Geceleri yatağında tam bir şenlik oluyor. Habire pozisyon değiştirip duruyor. Bazen kafayı çok fena geçiriyor karyolasına ama bump-guard özellikle koymayın dedi hemşire, bu SIDS'den dolayı. Bazen bakıyorum, hakkaten o kadar garip pozisyonlara giriyor ki, kafasını vursun daha iyi diyorum boğulmasındansa.

İşyerinde süt sağma işi de epey bir rutine girdi. Günde yaklaşık yarım saatten iki kez. Üstüne öğlen yemeği. Ama akademik ortamda olmasam çok zordu işim.

Böyle böyle durumlar bizde.

Pazartesi, Kasım 17, 2008

Bugunlerde

Bloga yazmak icin uygun zamani bekliyordum bir zamandir. Oyle bir zaman olmadigini farkedince de yazayim dedim bir iki birsey.

Neler oluyor hayatta?

Kirpicik'i sunnet ettirdik. Ne cok agladi yavrum. Bu isin tek tesellisi buyudugunde hatirlamayacak olmasi.

Az once nurtopu gibi bir phone interview'im daha oldu. Bu isler cok yavas ilerliyormus. Bir de basvurdugum iyi okullardan birinden bir yazi geldi. Ekonomik belirsizlikler sebebiyle bu yil kadro acmaktan vazgecmisler. Ekonomik durum dolayli da olsa benim de bir tarafimda patlamis oldu boylece. Isini kaybedenler icin iyice uzuldum.

Islerim yolunda gitmiyor. Biktim usandim artik su sentezle ugrasmaktan.

Kirpicige sundan aldik dun. Hoppidi hoppidi oynuyor, pek mutlu oluyor kendisi :)

Dun ilk kez tatli patates ile birlikte sebzelere basladik. Bir sonraki sebzemiz havuc olacak. Geceleri de pirinc mamasina devam ediyoruz. Gelgelelim bunun uykusuna etkisi minimum duzeyde. Beyefendi gece 3'te kalkip emmeyi fena sekilde adet etti. Son bir aydir filan bu sekilde kalkiyoruz. Ben de artik zombilige de alistim gibi.

Bu pirinc mamasi hikayesinde annem kafami karistirdi epey. Eskiden pirinc mamasi inek sutune eklenip pisirilirmis. Ben de bunca zaman pirinc ununu anne sutune ekleyip pisiriecegiz sandim. E pisirince anne sutunun besin degeri bayagi bir azalir, allah allah diye dusunuyordum. Meger hazir pismis satiliyormus pirinc mamasi. Kutuyu okuyunca bir aydinlandim, bir aydinlandim.

Aksamlari yatmadan veriyoruz pirinc mamasini. Yerken pek bir sinirli oluyor. Acaba hizlica emmeye alisti da, kasikla sutun tadini alip yeterince hizli yiyemiyor diye mi sinirleniyor? Cozebilmis degilim.