Çarşamba, Şubat 17, 2010
Salı, Haziran 09, 2009
Tum bunlarin zaten yapiliyor olmasini beklerdik...
GÖRÜŞ
BEDRİ BAYKAM
İşte ‘Sihirli Formüllerim’ Sn. Baykal!
Fazıl Say CHP’ye yönelik bir serzeniş mektubunu 2 ay kadar önce Baykal’a iletmiş, geçenlerde Erdoğan’a önerdiği somut krizden çıkış paketiyle öne çıkan Baykal ise, bu mektubu “hoşgörü”yle karşılamıştı: “Siyasette hızlı iktidar olmak için mucizevi formüller yok” diyordu yine de Baykal. Ardından da “CHP olarak değişimi, yavaş yavaş yaşayacağız, acelemiz yok” demeciyle son seçimdeki kıpırdanmaya atıf yapmıştı. Bu saptama, bizi CHP’nin potansiyeli hakkında düşünmeye itiyor.
Sn. Baykal’ın “acelesi” olmayabilir. Ama bu Cumhuriyet’in çok acelesi var! Çünkü her beş yılda bir, CHP oylarını yüzde 2 arttırarak ülkenin üzerine çökertilen kara bulutu dağıtamaz! AKP bir dahaki genel seçimleri yine kazanırsa neler olacağını herkes çok iyi biliyor. Bu partinin de tek gerçek alternatifi CHP. 2003 Kurultayı’nda, Genel Başkan adaylığım sırasında öne attığım iddia, CHP’nin yüzde 45 ile iktidara gelebileceği idi. Bu rüyayı gerçek dünyaya taşımak da, somut “sihirli”(!) formüllerden geçiyordu. “CHP’de Demokratik Devrim-Korku İmparatorluğu’na Son” kitabımda da geniş olarak ele aldığım bu başarı anahtarları özetle şöyle:
***
1) Bölünmelere son verilecek, 12 Eylül darbesinden sonra iki yakası bir türlü birleşmeyen sol yerine, her sorunu diyalogla çözerek, CHP’de solun birleşmesi sağlanacak. Bunun için, açık yürekli şekilde kimseyi küçümsemeden herkese el uzatılacak. Çünkü bu tavır kararsızları ve partisizleri de etkiler.
2) Partinin milletvekilliği ve belediye başkan adaylarının en seçilecek noktalarına yüzde 25 oranında 35 yaş altı gençlerin (kız-erkek) gelmesi sağlanacak.
3) Yine aynı şekilde milletvekili, belediye başkanlığı ve il genel meclisi seçimlerinde pozitif ayrımcılıkla yüzde 25 kadın aday yerleştirilecek.
4) CHP’de kimin aday olacağına kapalı kapılar ardında başkan veya MYK değil, tüm üyeleriyle örgüt karar verecek. Van adaylarını Vanlılar, İzmir adaylarını İzmirliler seçecek. Her üyenin bir “akıllı kart”ı olacak ve herkes bilgisayarlı sistemde eğilim oyu kullanarak adayları belirleyecek. Böylece hiç kimse “ben kötü yere kondum” diye şikâyet etmeyecek, delege ağalığı da son bulacak.
5) Gençlik ve Kadın Kolları, her il ve ilçede eksiksiz çalışır hale gelecek, bu örgütler atamalarla değil, geniş katılımlı düzenli kongrelerle şekillenecek.
6) CHP’ye üye olmak kesin formüllere bağlı olacak. Üç üyenin önerisiyle, istenilen belgeleri getiren herkes, en geç bir ay içerisinde aktif üye olacak ve seçim çipli kartı kendisine ilk yıllık aidatını öder ödemez teslim edilecek.
7) CHP, sendikalar, gençlik örgütleri ve demokratik kitle örgütleriyle, önemli yol ayrımı kararlarını alırken büyük “genişletilmiş açık parti meclisi” toplantıları yapacak.
8) 2003 Kurultayı’nda rekabetin önünü tıkayan utanç verici tüzük değisiklikleri derhal iptal edilecek, bu yarış tam bir “fair play” ve demokrasi şöleni olarak geçecek.
9) CHP sol bir parti olarak siyaset yapacak, işçileri, köylüleri, varoşları ve gençleri önerdiği siyaset ve sloganlarıyla tekrar kendine çekecek. (2009 yerel seçimlerinde olduğu gibi)
10) Üniversite, yargı, basın ve kültür dünyasından ünlü isimler küstürüleceğine, siyasete kazandırılacak. Ayrıca parti örgütünün eski yöneticileri “danışmanlık” ve “istişare kurulu” gibi sıfatlarla onurlandırılarak aktif hale getirilecek, parti içi eğitimde bu kadroların deneyiminden yararlanacak.
11) CHP yönetimi için esas hedefin, kurultay değil, “seçim” kazanmak (!) olduğu hatırlanarak, dev mitingler düzenlenecek, “başarı” ısrarla önden hazırlanacak.
12) Parti, muhalefetteyken derhal “Gölge Kabineler” oluşturularak her konuda çözümlemeler geliştirilecek.
13) Genel başkan her kim olursa olsun, elinde tüm otoriteyi bulundurup koltuk dağıtan tek seçici değil, partinin halkla buluşmasını sağlayan, omzundaki sorumlulukların yüküyle ezilen, bu hareketin günde 18 saat çalışan “hamalı” olacak.
İşte bir sütuna sığacak şekilde özetlenmiş, “sihirli” iktidar formülleri Sn. Baykal.
Perşembe, Nisan 23, 2009
23 Nisan Kutlu Olsun
CHP Genel Başkanı Meclis Oturumu'nda konuştu: "Kendi suçları için af çıkaran milletvekillerine demokraside yer yoktur'
Baykal, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla özel gündemle toplanan TBMM Genel Kurulunda bir konuşma yaptı.
TBMM'nin açılışının 89. yılını kutladıklarını anımsatan Baykal, parlamentonun arkasında bıraktığı bu 89 yılın, dünya tarihinde en büyük değişimlerin, dönüşümlerin gerçekleştiği bir dönem olduğunu kaydetti. Baykal, 2. Dünya Savaşı'nın yaşandığını, devletlerin battığını, kurulduğunu, dünyanın siyasi dengelerinin alt üst olduğunu, büyük ideolojik çatışmaların, soğuk savaş dönemlerinin, isyanların, ihtilallerin, darbelerin, bölgesel savaşların, 1929 ekonomik bunalımının, bilimsel ve teknolojik devrimlerin, totaliter rejim uygulamalarının hep bu dönemde gerçekleştiğini anlattı.
Dünyanın siyasi ve ekonomik haritasının değiştiğini, rejimlerin, siyasi kurumların ve ülkelerin alt üst olduğunu anımsatan Baykal, TBMM'nin böyle bir dönemde ve üstelik bir kargaşa coğrafyasında 89 yıldan beri bir temel istikrar unsuru olarak varlığını sürdürdüğünü vurguladı.
Baykal, bu dönem içinde 1960'da 1,5 yıl, 1980'de 3 yıl TBMM'nin askıya alınmasının, bunu gerçekleştirenlerin en büyük utancı olarak tarihteki yerini aldığını belirtti.
"DEVLETİ, CUMHURİYETİ, ORDU'YU TBMM KURDU"
TBMM'nin dünyanın en eski ve en köklü 10 parlamentosundan birisi olduğuna dikkati çeken Baykal, 'TBMM'yi sadece Türkiye'de değil, dünyada da en itibarlı, en güvenilir bir barış, istikrar ve meşruiyet kurumu olarak yaşatmak en büyük görevimizdir. TBMM'nin, milletimizin şerefini ve onurunu temsil ettiğini hiç bir zaman unutmamalıyız, unutulmasına da izin vermemeliyiz' dedi.
CHP Lideri Baykal, TBMM'nin, bir askeri zaferin eseri değil; tam tersine askeri zaferin, TBMM'nin eseri olduğunu vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:
'Bu niteliğiyle de TBMM belki dünyanın tek gazi parlamentosudur. TBMM'den önce ne bir devlet ne bir Cumhuriyet ne de bir ordu vardı. Devleti de Cumhuriyeti de orduyu da TBMM kurmuştur. TBMM, işgal kuvvetlerinin anavatandaki varlığına son veren askeri harekatı, Gazi Mustafa Kemal'in şahsında yokluklar ve zorluklar içinde başarı ile yönetmiş ve zaferle sonuçlandırmıştır. Savaşı kazanan TBMM, Lozan Anlaşması'nı da gerçekleştirerek barışı, istikrarı ve uluslararası düzeyde tanınmayı da güvence altına almıştır. Böylece milletimizin Anadolu'daki siyasi varlığına son vermeyi amaçlayan Sevr komplosu yırtılıp atılmıştır. Lozan Anlaşması, içeriden, dışarıdan sistemli tüm yıpratma çabalarına rağmen ulusal devletimizin temel dayanağı olmaya devam ediyor.'
"KÖKLÜ ATILIMLAR YAPILIRKEN AB YOKTU"
Baykal, TBMM'nin daha sonra siyaset, hukuk, eğitim, kültür ve ekonomi alanlarında çok köklü değişimler gerçekleştirdiğini, saltanatı ve hilafeti kaldırdığını, Cumhuriyeti ilan ettiğini, Medeni Kanunu, Ceza Kanunu, usul hukukunu, Ticaret Kanununu çağın en ileri ölçülerine göre düzenlediğini anlattı.
'Dinin ve devlet işlerinin ayrılmasını temel alan, dinin istismarını ve devlet işlerinin dine dayandırılmasını reddeden, bütün dinlere saygı gösteren ve eşit değer veren laiklik ilkesini, bu TBMM anayasamıza yerleştirmiştir' diyen Baykal, şöyle devam etti:
'Kadınların seçme ve seçilme hakkı bir çok Avrupa ülkesinden önce gene bu Meclis tarafından tanınmıştır. Basına özgürlük, yargıçlara güvence, üniversitelere özerklik, çalışanlara, işçilere sendika, toplu sözleşme ve grev hakkı TBMM tarafından verilmiştir. Türkiye'yi tek partili sistemden çok partili yaşama, valileri parti temsilcisi olmaktan çıkarıp devletin valisi konumuna bu Meclis geçirmiştir. Üstelik bütün bu köklü atılımlar yapılırken ortada ne AB vardır ne de herhangi bir ülkenin siyasi komiserleri.
TBMM, ülkemizi bir demokrasi ve hukuk altyapısına kavuşturmaya çalışırken Almanya'da Nazi yönetimi, İtalya'da faşizm, İspanya'da Franco ve Portekiz'de Salazar yönetimi altında, otoriter, totaliter ideolojiler egemendi. Avrupa'dan kaçan Musevi üniversite hocaları, aydınlar, sanatçılar, Türkiye'nin köy enstitüleri ile halk evleri ile çocuklarını eğitmek, insanlarını aydınlatmak için yokluklar ortasında verdiği büyük mücadeleye saygı duyuyorlar, fedakarca destek veriyorlardı.'
"TBMM'NİN ŞEREF DEFTERİ"
Baykal, bütün bu atılımların, reformların TBMM'nin, Türkiye'yi ileriye götürme, modernleşme mücadelesinin şeref sayfaları olduğunu dile getirerek, 'Bu çerçevede iki önemli konuyu daha belirtmezsek TBMM'nin şeref defterinin eksik kalacağını düşünürüm' dedi.
Bunlardan birinin, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı olduğunu vurgulayan Baykal, diğer tarihi kararın ise 1 Mart 2003'deki hükümet tezkeresinin reddedilmesi olduğunu ifade ederek, sözlerine şöyle devam etti:
'Bu karar, Türkiye'yi Irak'a yönelik bir askeri harekatın karargahı ve cephesi olmaktan, topraklarını bir yabancı ülke silahlı kuvvetlerinin işgali altına sokma tehlikesinden kurtarmıştır. Türkiye'yi yüz binlerce Müslümanın ölümünden sorumlu bir ülke olmaktan kurtarmıştır. Bugün ABD'nin de geldiği bu noktada, TBMM'nin, Hükümete rağmen nasıl bir ileri görüşlülükle Türkiye'nin ve bölgenin barışına, istikrarına ve uzun dönemli çıkarlarına uygun davrandığı çok daha iyi anlaşılmaktadır. TBMM'nin 1 Mart 2003'de Irak savaşı konusunda aldığı Hükümet tezkeresini reddetme kararı, şüphesiz TBMM şeref defterinin seçkin bir sayfasını oluşturmaktadır.'
DARBECİLERE 'UTANÇ' ÇIKIŞI
Baykal şöyle konuştu:
"Tüm milletimizin ve çocuklarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutluyorum.
TBMM dünyanın en köklü parlamentolarından biridir. TBMM'nin 3 kere askıya alınması bunu gerçekleştirenlerin en büyük utancı olmuştur. TBMM bir askeri zaferin eseri değildir. Aksine askeri zafer TBMM'nin eseridir. TBMM'den önce ne devlet ne ordu vardı. Devleti de orduyu da TBMM kurmuştur.
Saltanatı bu Meclis kaldırmıştır. Cumhuriyeti bu Meclis kurmuştur. Laikliği bu TBMM Anayasamıza yerleştirmiştir. Basına özgürlüğü, yargıya bağımsızlığı bu Meclis vermiştir. Bütün bunlar yapılırken ne AB vardı ne de bazı ülkelerin siyasi komiserleri. Bu atılım ve reformlar Türkiye'yi ileriye götürülme adına şeref sayfalarıdır.
1974'te yapılan Kıbrıs barış harekatı da bu Meclis'in şeref sayfaları arasındadır. Bunun için kimseye danışılmamıştır.
Diğeri de 2003'te reddedilen 1 Mayıs 2003'teki hükümet tezkeresidir. Türkiye Irak'taki savaşın taraflarından biri olacaktı Türkiye bundan kurtulmuştur. Bu da TBMM'nin şeref defterinde yazılıdır.
Dini inancımız ne olursa olsun laik Cumhuriyette eşit olarak birarada yaşayacağız. Demokrasilerde iktidarlar denetlenebilir olmalıdır. Kendi suçları için af çıkaran milletvekillerine demokraside yer yoktur. Cemaatin emniyeti etkilemesi tam bir gaflet olur. Milli irade bir bütündür. İktidarla muhalefetle milli irade bir bütündür.
Milli egemenlik için gerçekten bağımsız bir bağımsız yargıya ihtiyaç vardır. Duvarlarda Kayıtsız Şartsız Milletindir yazısının yazması lider hegemonyasına dönüşmesini maskeleyemez.
Bütün bunlar olursa ülkenin aydınları gece yarısı neyle suçlandıkları bilmeden alınırlar. Haklarında hiç bir delil olmadan suçlanabilirler. Aylarca sorgulanmayı beklerler.
Devleti cemaatlere teslim etmenin demokrasilerde yeri yoktur. Hukuku siyasetin emrine sokmak değil, hukuk siyaseti denetlerse olmalıdır."
Cuma, Nisan 17, 2009
Asap bozukluğunun düşündürdükleri
Varliklari olmasa dunyanin sanki daha temiz bir yer olacagini dusundugum bir takim insanlar var. Ister insanlik disi deyin, ister antidemokratik deyin, ister aaa, senin gibi okumus birine yakistiramadim falan deyin (sadece okumakla adam olunmaz), icimden gecenler bunlar. Son olanlar sinirlerimi cok bozdu. Ne yapabilirim bilemiyorum. Bir sekilde buraya yaziyorum, o da icimi falan rahatlatmiyor. Ama gene de yaziyorum.
Iste dunyadan yok olsa hic uzulmeyecegim bazi sahsiyetler ve uzantilari:
1) Fethullah Gulen Ağlağı ve tum cemaati, ona yardim yataklik eden tum gerizekali sozde "inanan" beyinsiz insanlar
2) Altan Kardesler ve bilimum evinizin liboslari
3) RTE ve tum AKePe tayfasi
4) Kenan Evren
5) Suleyman Demirel
6) Necmettin Erbakan
Eksiklerim vardir elbet.
Ah, nasil unuturum: Melih Gokcek!!!
Su sahsiyet de vatan kahramani ilan edildi neredeyse öldü diye... Pek uzulmedim acikcasi... Annesi sagmis, ona uzuldum bir tek.
İçi boşalan kavramlar silsilesi
Adalete guvenmek, adaletin tecelli etmesi, hukuk devleti
Butun bunlar bana ici acayip bos sozcukler olarak gorunmekte bugunlerde.
DÜNYADA BUGÜN
ALİ SİRMEN
Ergenekon Uyutmaları
Ergenekon soruşturmasında 12. dalga kamuoyunu derinden sarstı. Fethullah Gülen ile Tayyip Erdoğan’ın yandaşları bile tepkinin büyüklüğü karşısında ağız değiştirmeye başladılar. Kimileri soruşturmanın rayından sapıp sapmadığını sormak zorunluluğunu hissetiler.
Bu Ergenekon soruşturmasıyla ilgili bir uyutmadan başka bir şey değildir.
Çünkü herhangi bir sapma falan yoktur. Ergenekon soruşturması baştan beri neyi hedeflemekteyse o yönde ilerlemekte, Atatürkçüleri, laikleri, aydınlanmacıları, demokratları içeren girişimlerin kapsadığı insanların sayıları arttıkça kamuoyunun vicdanındaki kanayan yara da büyümektedir.
Bu yüzdendir ki, bu soruşturmanın yargısız infaza dönüştürülmesinde dahli bulunan yayın organları ve gazetecilerin, şimdiki şaşkınlıklarının içten değil, yapay olduğunu söylemek zorundayız.
Engenekon soruşturmasıyla ilgili ikinci büyük saptırma, “Yargı süreci başladı, yargıya müdahale etmeyelim” nakaratıdır ki, AKP’nin sözcüleri, üyeleri ve kalemşorları bunu sık sık tekrarlamaktadırlar.
Her şeyden önce, yargı sürecinin başlamış olduğu savı, kuvvetler ayrılığının doğru dürüst işlediği ve yargı bağımsızlığının gerçekten var olduğu rejimlerde yani demokrasilerde geçerlidir. Bu ülkede bir Başbakan Erdoğan, Ergenekon davasının savcısının kendisi olduğunu kamuoyu önünde bağır bağır bağırarak ilan ettiğine göre, burada bağımsız bir yargı yok demektir ve öyle olunca da, bağımsız yargı sürecinin başladığı söylenemez.
***
Ayrıca, savcıların harekete geçmeleri, dosya hazırlamaları, bazı taleplerde bulunmaları vb. gibi işlemlerin bizatihi kendileri hukuki sürecin başlamasına tek başına yetmezler. Bir hukuki sürecin başlamış olması için, kimi işlemlerin ve kararların yetkili hukuki makamlar tarafından yapılıp verilmesinin yanı sıra, bunların ayrıca hukuka uygun olarak yürütülmeleri, bu esnada usul hükümlerine de harfiyen uyulması gerekmektedir.
Savcıların yürütmeleri gereken soruşturmaları, aramaları eğer polis yürütüyorsa, ki Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin aranması ve burs kayıtlarına el konulması sırasında öyle olmuş, aramayı polis yapmış ve aramada savcı hazır bulunmamıştır, o zaman hukuki süreç başlamıştır denilemez. Hukuki süreç, yetkili makamların ilgili yasalara ve maddelere uyarak yürüttükleri süreçtir. Yoksa süreç kimin tarafından sürdürülüyor olursa olsun, hukuki değil hukuk dışıdır.
Lütfen bu tür uyutma tümcelerine kanmayın ve sureti haktan görünüp de, gerçekleri saptıranların karşısında sinmeyin!
Yineleyelim, hukuki süreç yetkililerin hukuka uygun davrandıkları süreçtir.
***
Bir başka nakarat da, her zaman yanlışlığının altını özenle çizdiğimiz, “Merak etmeyin adalet yerini bulur” uyutmasıdır.
Her şeyden önce adalet yargının gerçekten özgür olduğu ülkelerde yerini bulur.
Ayrıca, adaletin yerini bulması, yargı süreci başladıktan bitene yani karar kesinleşene kadar geçen süre içinde, daha sonradan telafisi mümkün olmayacak olan zararların meydana gelmemesi halinde mümkündür. Eğer sanıklardan biri veya bir bölümü, tutuklu olarak içerde yatmış ise, ki bu süre kimi hallerde istenen cezanın süresi kadar olabiliyor, ondan sonra o aklansa bile bunun hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur ve bu durumda adalet madalet tecelli etmiş olmaz.
Şimdi Ergenekon davasının 12. dalgasına gelince, orada değerli rektörümüz, eski rektörlerimiz ile Hocam (bana hocalığı okuldan değil, gazetedeki köşesinden ve kitaplarındandır) Erol Manisalı’nın adları daha önceki iddianamelerde de geçmekteydi. Buna karşın bunların hiçbiri kaçmadılar, normal hayatlarını sürdürdüler. Bu durumda onların, savcılık tarafından tutuklanma talebiyle yargıç önüne çıkarılmalarındaki hukuki isabeti anlamak güçtür.
Görüyorsunuz, darbeyi önlemek adına hukuka karşı yürütülen darbeyi mazur göstermeye yönelik uyutma nakaratlarının hepsi geçersizdir.
Çarşamba, Nisan 15, 2009
Bir kimyagerin dumur ani
“X şahsı hayatı boyunca 3.10 üzeri 22 tane iyilik ve 4.10 üzeri -2 mol kötülük yapıyor. Hesap günü mizanda iyilik ve kötülükleri tartılıyor. İyilikleri ağır gelirse cennete, kötülükleri ağır gelirse cehenneme, tam nötrleşme olursa Araf’a (hayvanların ve delilerin barınacağı yere) gidecek. Bu şahsın hesabı görülünce durumu ne olacak. İşlem yaparak sonucu bulunuz (N: 6.10 üzeri 23).”
Hesaplayalim:
3.10 uzeri 22 iyilik,
3.10 uzeri 22 iyilik/6.10 uzeri 23 = 0.05 mol iyilik ediyor.
Kotuluk ise 0.04 mol olarak verilmis...
Simdi zurnanin zirt dedigi yer surasi ki, iyilik veya kotulugun kutlesel agirliklari verilmedigi icin (ohom... kendileri soyut kavramlar olup periyodik cetvelde yer almiyorlar!) mol cinsinden giderek agirliklarini hesaplayip da kendilerini tartamiyoruz.
Yani bu soruda, zirva bir ornekle verilmis olsa da, hesaplanmasi istenen sey veriler eksik(!) oldugu icin zaten mumkun degil. Madem bu kadar uydurdun, bari iyilik ve kotulugun kutlesel agirliklarini da bir tarafindan uydursaydin be super zekali kimya ogretmeni! Bak o zaman hic olmazsa kimya bilgin varmis diyecektim. Ama o da yok sende!!!
Neden sasirmadim!
Benim zavalli ulkem, zavalli genc beyinler...
Pazartesi, Nisan 13, 2009
Sinirim gecmiyor.
-inançları uğruna harcadığı hayatıyla, bu ülkenin genç kızları "taassup" karanlığında boğulmasın okusun ve çağdaş bir birey olmanın hazzını yaşasın diye yaptığı insan üstü mücadele ile soruşturulmayı, tutuklanmayı hatta asılmayı hak edendir. fethullah gülen'in ve onun zihniyetinin alkışlandığı, ülkeye hizmet varsayıldığı bir toplumda böyle bir insanın cezasız kalması zaten beklenemez.
faşizm tam da beklediğimiz gibi giderek koyulaşarak kendini belli ediyor, bunda şaşılacak hiçbişey yok. şaşılacak şey, fethullah-akp ve abd'nin ergenekonunun bir "demokrasi" mücadelesi olduğunu sanan, buna samimiyetle inanan "liberal" lerin aptallığıdır. bugün olan bitenden de gelecekte olup bitecekten de bizzat bu aklıevveller sorumlu. neymiş fethullah takımı devleti "çetelerden" ( sanki kendilerinden ala çete varmış gibi) temizleyecekmiş,; bu kadar cehalet ancak eğitimle mümkün olur !
(efe2284, 13.04.2009 18:17 ~ 18:18)
-eline fırsat geçince hep öykündüğü, onun gibi olamadığı için kudurduğu kişiye/kişilere içindeki tüm ilkel dürtülerle beylik taslayan zavallıların varlığını bir defa daha hatırlamama sebep olmuş kişi, türkan saylan hoca.
"ne okuyosun okuya okuya alim mi olacan ha?" derken nasıl koydum lafı dercesine tüm cehaletiyle sırıtanların,
ıslak ayaklarına giydikleri çorabın halıfleks kaplı cemaat yurdu odalarında yarattığı rutubet kokusundan beyni sulanmış, pür dikkat abi'sinin zikrettiği zırvaları dinleyenlerin,
amerika'da kıçının keyfine bakıp din sömürgeciliğinden para kıran bir meczupun kaleme aldığı "gözyaşının mucizeleri ve yüce dinimiz" minvalinden saçmalıkları başucu eseri kabul edenlerin,
"padişahım, başbakanım, şunum, bunum çok yaşa" demeden, bir tiran tarafından aşağılanmadan içi rahat edemeyen, bir hazretin eteğini öpmezse gözüne uyku girmeyenlerin,
"şimdi içki içmiyorum, zina yapmıyorum, dinin emrettiği gibi giyinmeyen zındık bir kadın gördüğümde "orospu tövbe tövbeee" diyorum(giderken götüne bakmamazlık da edemiyorum) ama cennette karının kızın içkinin alası benim olacak!" hayalleriyle yarı deli halde zikir çekenlerin,
hiçbir zaman kesip attığı tırnak bile olamayacakları, şimdi ellerine geçen fırsatla el ve dil uzatmaya cüret edebildikleri değerli insan.
umarım fazla örselenmez.
(isolde, 13.04.2009 17:35 ~ 17:46)
-bu ulkede kadin dogarak, doktor olarak ve sesini duyurup baska kadinlara ornek olarak birseyler yapmak istedigi icin yanlis yapandir.
evinde oturup uc cocuk dogursaydi yeterdi oysaki.
bazi kadinlar hadlerini bilmedileri icin onlara hadleri bildiriliyor, kitap okumamalari gerektigi icin kitaplari toplanip goturuluyor, bu ulkede kitaplar hep yasaklandi, bulundugunda alindi goturuldu, yakildi, degisen birsey yok, anlayin artik.
(faralya, 13.04.2009 21:19 ~ 21:20)
-kendini ülkenin doktorlarına emanet eden insandır. herhalde rüyasında rabbi ona cleveland dememiştir. emperyalizmin her türlü nimetinden faydalanan islamcı aristokrasinin yaptıklarını çıkarları uğruna görmezden gelenlerin, saçsız başına bağladığı sevimli bir örtüyü nefretle haber yapıp, içlerinde ki karanlığı olanca güçleriyle kusmalarına sebep olan değerdir.
(imnogood, 13.04.2009 21:46)
-artik hic bir suphe kalmamistir ki bu dava cumhuriyeti esnetmek icin yapilan bir bilek guresi degil, onu yikmak icin yapilan bir savastir.yani;
karanlikla - aydinligin
dincilikle - dindarligin
turbanla - basortusunun
yardim paketiyle - alin terinin
yobazlikla - bagnazligin
serefsizlikle - gururun
humeyni'yle - ataturk'un
emperyalizmle - bagimsizligin
ummetcilikle - milliyetciligin
tebaayla - milletin
sadakayla - emegin savasidir.
ve bu savasin mutlak galibi, seyhlerinin dizinin dibinde oturup ondan salya sumuk keramet bekleyen, "ankara'nin serrinden bruksel'in sefaatina siginiriz" diyen hacli isbirlikcisi, ramazan cadiri muslumanlari olmayacaktir.
(one track mind, 13.04.2009 13:15 ~ 13:18)
Erol Manisali'nin gozaltina alinmadan onceki son yazisi
Burada pek cok kez Erol Manisali'nin yazilarindan alinti yapmisimdir. Neden gozaltina alindigi apacik ortada. Gercekleri gormek isteyene.
13 Nisan 2009
Cumhuriyet
BIÇAK SIRTI
EROL MANİSALI
Batı, Atatürk’ü Yargılıyor...
- Yargılanan Türkiye Cumhuriyeti, devrimlerimiz…
- Yargılanan bağımsızlığımız, özgürlüğümüz…
- Lozan yargılanıyor, emperyalizme karşı kazandığımız savaş yargılanıyor…
- Halkımız, ulusumuz yargılanıyor sömürgeciler tarafından…
- Kimliğimiz, değerlerimiz ve varlığımız yargılanıyor…
- Kurtuluşumuz ve onun önderi Mustafa Kemal Atatürk yargılanıyor sömürgeciler ve onların maşaları tarafından…
En büyük suçlu Atatürk; çürümüş, emperyalizmin arka bahçesi ve oyuncağı olmuş, fiilen işgal edilmiş Osmanlı’dan, bağımsız bir ulus ve Cumhuriyet yaratmış, Avrupalı müstevlilere karşı.
Ezilen ve sömürülen dünyada bağımsızlığın simgesi olmuş bir Türkiye; hem de dünyanın en sorunlu bölgesinde. Hindistan’ın İngiltere’ye başkaldırmasında, Afrika ülkelerinin Avrupa’ya karşı savaşında; dün Castro’nun, bugün Chavez’in Amerika’ya meydan okuyan duruşunda örnek olmuş Mustafa Kemal Atatürk.
Sömürgeciler onu hiç sevmediler ve sevmiyorlar. Bundan dolayı Atatürk’ü yargılıyorlar, yermek istiyorlar. Yeniden o kaosa, Sevr’i kabul ettirdikleri Osmanlı’ya dönmek istiyorlar.
- Çağdaş değerler, çağdaş hukuk düzeni ve toplumsal haklar yerine siyasal İslamın egemen olduğu bir cemaat düzensizliği istiyorlar bu coğrafyada.
- Cemaatin başına bir kukla yerleştirip, onu yönetmek niyetindeler…
Obama’nın hafızası...
- Obama Afrikalı dedelerini hatırlıyor mu?
- Amerika’nın pamuk tarlalarına taşınamayan Afrikalıların bugün sömürgeciler tarafından ne hale getirildiklerini, “Sudan’a yeni askeri operasyonlar planlarken” hiç mi hatırlamıyor?
- Amerika’nın Irak, Lübnan ve Afganistan’ı kan gölüne çevirdiğini göremiyor mu?
Görememiş ki Türkiye’ye ve Irak’a gelişinde, “izlenen politikanın devamını” istiyor.
Afganistan’da kendisi için “savaşacak Türk askeri” istiyor. Amerika yenilmiş, “gel benim yerime sen savaş” diyor, kendi emperyalizmine alet ediyor…
Amerika için Kore’ye, Somali’ye, Yugoslavya’ya, Afganistan’a, Lübnan’a asker gönderdik. Dün Kurtuluş Savaşı’nda Batı’nın bize yaptıklarını bugün sömürgeciler tekrarlarken, neden onlara yardım ediyoruz? Bindiğimiz dalı neden kesiyoruz?
Dün İngilizin Çanakkale’ye getirdiği Afrikalı ve Asyalıların durumuna düşmedik mi? Türk halkı bizim, “Amerikalıların Gurka’ları olmamızı istemiyor”. İngilizlerin getirdiği Gurka’ları 1915’te Çanakkale’de gördük, 1974’te Kıbrıs’ta gördük. Şimdi bizi “Gurkalaştırmak” istiyorlar.
Obama’nın Anıtkabir’i ziyareti ve yazdığı sözcükler yalnızca, Batı’nın Cumhuriyet’i ve Atatürk’ü yargılamakta oluşunu gizlemekten başka hiçbir anlam taşımaz. Bugün yaşamakta olduğumuz inanılmaz olayların arkasında kimlerin olduğu artık apaçık biliniyor. Televizyonları açın, gazetelere bakın, görürsünüz…
- Afganistan’da, Lübnan’da, Irak’ta, Gürcistan’da yeni Gurka’lara ihtiyaçları var. Soros söylemedi mi?Emperyalistlere göre “Türkiye’nin en iyi ihraç ürünü bizim insanımız, askerimizmiş”!..
- Soros bir simge, Batı penceresinden Türkiye’nin görünümü; Türkiye’nin ayakta kalması ve onlar tarafından yıkılmaması için insanını, askerini emperyalizmin çıkarları için kullandırması gerekiyormuş. En iyi Türk yöneticimiz onların Cola şirketinin başına getirilecek; en iyi doktorlarımız onların sağlık kurumlarında görev alacak; en iyi askerlerimiz onların Asya’daki, Afrika’daki ve Ortadoğu’daki çıkarlarını koruyacak.
- Batı Türkiye’yi ancak bu koşulla kabullenir, bu koşulla yanında tutar, diyorlar.
Obama geldi, bir öpücük kondurdu. Bush gibi “sırtımıza vurmadı”.
Ermenistan’da, Kürdistan’da, Afganistan’da sizden hizmet bekliyoruz dedi. Mustafa Kemal bütün bu taleplere hayır dediği için sevilmedi, sevilmiyor.
Emperyalizm Mustafa Kemal’i, Cumhuriyet’i, bağımsızlığımızı, kurtuluşumuzu yargılıyor. Türkiye’de toplumsal hakların geliştirildiği gerçek ve katılımcı bir demokrasi istenmiyor. Sevr’i ve Osmanlı’yı işbirlikçileriyle birlikte, geri getirmek istiyorlar.
Reagan, baba Bush, Clinton, oğul Bush ve Obama Türkiye’ye bu gözle bakıyorlar. Amerika’daki ve Türkiye’deki danışmanları iyi hizmet vermişler.
Ama, güneş balçıkla sıvanmaz ki; siyah Obama bile karartamaz, ortada apaçık duran gerçekleri...
www.istanbul.edu.tr/iktisat/emanisali
Keep ignoring Turkiye!!!!
Simdi de olum dosegindeki Turkan Saylan'in evi araniyor. Nedir, Guneydogu'da on bin kiz cocugunu okula gonderdi, Cumhuriyet Mitingleri'ni organize etti diye. Iste "Darbeciye" dikiz:

Erol Manisali gozaltinda!
Mustafa Balbay 39 gundur tutuklu!
Sittiriboktan iddianamenizi alin bi tarafiniza sokun. Nereden guc aliyorsunuz bunlari yapmak icin?
Nereden olacak, BIZLERIN SUSKUNLUGUNDAN!!!!!!!
Hukuk size de lazim olacak gunun birinde!
Hadi beni de gelin alin, tutuklayin. Harddiskimle oynayin, darbe planladi deyin.
Evet, bu kadar basit!...
Pazartesi, Mart 30, 2009
Secimler
Ankara'ya uzuldum en cok. Ankaralilar'a cok sabir diliyorum.
Izmir'e cok sevindim, bu da Feto'ya kapak olsun insallah.
Istanbul'da bu kadar cekismeli gececegini tahmin etmiyordum. Sonuc surpriz olmadi ama surec surpriz oldu.
Bir de bu findikcilara takmis durumdayim. Hatirlarsaniz bloglararasi bir findik organizasyonu olmustu. Sonra kitap filan olacakti o tarifler toplanip, ne oldu bilemiyorum. Neyse, bu agla$an findikcilarin hepsi sen git AKP'ye oy ver sonra 22 Temmuz'da. Biliyorum, bu kadar basit degil. Ama gene de gicik olmustum. Baktim gene Karadeniz'de durum cok farkli degil. Mutaassipligin gozu kor olsun.
Kocum Trakya gene gecit vermemis AKP'ye, helal olsun. Ben de artik Trakyali sayilirim es durumundan, o yuzden ekstra anlamli...
Dogu'da AKP gene kaybetti. Orada durumlar benim gozlemleyebildigimden daha karisik geliyor bana.
Insallah isik denizlerden icerilere yayilir diyorum.
CHP icin durum bence hic de ic acici degil hala. AKP'nin kaybettigi oylar MHP'ye gitmis gorunuyor. Bır bır bır elestirmek disinda somut hicbir planla ortaya cikamayan bir parti iste. Bir tek Ataturkcu. O da %20'lik bir kerhen oy veren kesim disinda kimsenin karnini doyurmuyor besbelli. Biraz daha vizyon. Bu tek adamcilik ne zaman bitecek?
Bu secimin benim icin "highlight"'i sonunda liderlerin yaptigi degerlendirmeler oldu. Daha dogrusu Tayyip ve Deniz Baykal'in.
Tayyip sonuc beni tatmin etmedi dedi. Valla bravo. En azindan durust. Bir Tayyip kadar olamadin Deniz Baykal! 22 Temmuz'dan sonra utanmadan CHP oylarini arttirdi demistin. Sen sana oy veren bilincli secmeni keriz yerine koymaya devam et. Ediyorsun da. Sana secim degerlendirmesi yap dediklerinde once kendi partinin sonuclarini degerlendirecegine gene iktidar partisinin oylarinin hesabini yapiyorsun. Onu da yap da, once bi desene biz CHP olarak ne yaptik bu secimlerde diye. Yok, sende umit yok... Zaten yoktu da, iste....
Salı, Mart 24, 2009
Fasizmin ayak sesleri
Evet hadi sevgili liboslar, bunu da demokrasiye sigdirin.
Hadi Avrupa Birligi, Leyla Zana tutuklandigi zamanki duyarliligini goster.
Hadi Fetocular, diyalogcular. Ne oldu size? Aaa, bi dk, bu isi tezgahlayan siz degil misiniz zaten? Taa buralardan... Dialog my ass.
Gazeteport'tan bir yorum. Kesinlikle katiliyorum:
"bebek katili eli kanlı apo bile villa gibi mekanından örgütü yönetim yabancı basın servislerine açıklamalar yapıp hatta kitap yazıp bastırabiliyor. demek vatanı sevmek bölücü terörden daha ağır bir suç oldu memleketimde. Allah ıslah etsin..."
Cuma, Mart 20, 2009
Birikenler
...diye yazmisim gecenlerde.
Donem bitti. Birkac gundur ense yapiyorum ben de. Gecenlerde bir is gorusmesine gittim. Iyi gecti, bekleyip gorecegiz sonucu. Bir gece evde degildim. Kirpicik emmeden de uyumayi ogrendi sonunda bu sayede. Dondugumden beri geceleri emzirmeyi biraktim. Ama hala kendi kendine uykuya dalamiyor. Bunu da asacagiz diye umuyorum. Su aralar gecenin bir korunde ayagimda salliyorum onu. Cok yorucu oluyor tabii benim icin. Bazen 10 dk'da uyuyor, bazen 1 saate yakin ayakta kaliyor. Yatagini hala en asagi seviyesine indirmedik. Uyandigi zaman yatakta guvenle zaman gecirmesi pek mumkun olamiyor bu yuzden. Bu hafta odalari ayiracagiz artik ve yatagi indirecegiz. Doktorumuz oyle tavsiye etti. Bakalim nasil bir yeni duzen olusacak.
Bu aralar yeni oto koltugu ve bebek arabasi (stroller) alacagiz artik. Kafa karisikligi yasiyorum tabii. Hazir vaktim varken tuketici gorusleri okumaya calisiyorum. Herkesin oncelikleri ve ihtiyaclari farkli gorunuyor. Dun Babiesrus'ta biraz oynadim birkac tanesiyle. Hic aklimda yokken Pegperego Pliko almayi dusunuyorum simdilik. Biz haftasonlari Kirpicik'le alisverise cikiyoruz. Elimiz kolumuz torba doluyor. Bagajda en az yer kaplayacak ve bebek icin de en konforlu seyi ariyorum. Bir de agir olmayacak tabii, bir cikista en az iki yere ugruyoruz. Bagaja sok, cikar, kullanisli olmasi lazim. Bu pliko katlaninca en cok kuculebilen ama buyuk gorunumlu olan bir stroller. Onunde de tepsisi var. Bu tepsi ne kadar onemli, deneyimi olan var mi?
Bir tane de ucuz chicco umbrella alirim diyorum, daha cabuk seyler icin... Maclarenlar o acidan pek uygun gorunmediler. Hem epey fiyatlilar, hem de uzun bir sure cocuk icinde rahat edemezmis gibi geldi bana. Yoksa onlar da katlayinca epey az yer isgal ediyor. Ve biraz daha hafifler tabii. Ve tepsisizler. Gene, tepsi ne kadar onemli olur hic kestiremiyorum. Guvenlik acisindan farkeder mi? Nedir yani?
Oto koltugu da sanirim bu Britax'lardan alacagiz ama dun baktim; Evenflolar'la aralarinda acayip fiyat farki var. $150 ve 300 civari ikisi. Yani Britax hakkaten kus mu konduruyor diye merak ediyorum.
Kirpicik artik isteklerini bayagi bir belli etmeye basladi. Cok cabuk buyudu bu arada, inanilmaz. Biraz anneci olmaya basladi sanki. Sabah kayinvalidem onu uyuturken ben odaya girdim. 30 sn icinde bir corap alip cikmak icin. Beni gordu, hemen yavsak bir gulumseme ile tezahurat yapti (yavsak annenin yavsak oglu :)), ben corabi alip cikinca da 5 dk arkamdan agladi. Bir yandan super bir duygu bu, kelimelerle ifade edilemez :) Ote yandan uzuluyor insan geride birakiyorum diye. Dun gece Erik bir seyahatten dondu, bir haftadir yoktu. Onu gorunce de cok sevindi, Erik mest tabii :) Ve bu sabah ilk kez ufak bir arabayla oynadi oglum. Biraz kucuk ve kurunca kendi kendine biraz giden arabalardan. Deli gibi emekledi onun pesinden :) Cok yakinda gate de almamiz gerekiyor. Bir oyun parki aldik, su superyardlardan. Icinde yarim saat kadar tutup mutfakta is yapmak icin filan gayet faydali bir eser, tavsiye ederim. Ama uzun sureli icinde tutmak cok yazik olur. Zaten agliyor ve beni al diye kenarda bekliyor canim. Ozgurce emeklemek istiyor. Cevresindeki hersey acayip ilgisini cekiyor. Koreltmemek lazim.
Gene bir suru Kirpicik anlattim :)
Bu arada ABDullah Gul Kurdistan demis, sabah gazetede okudum. Satilmis pzvnk! En bi sahici musluman kardeslerimize duyrulur, gurur duyabilirler kendisiyle (evet, kufur eden bir insanim, seviyorum ve iyi de yapiyorum, begenmeyen okumasin). Iyi haftalar dilerim herkese.
Çarşamba, Mart 18, 2009
Bilim Teknik'e Kapak Onerileri

Pazar, Mart 15, 2009
Kafayi yemis Turkler
Efendim biz Turkler, cokh zeki birsiymisiz, yemezmisiz Darwin'in diktatorlugunu! Bravoymus TUBITAK'a.
Hayirli olsun. Aklini peynir ekmekle yemis, bilim adami kilikli, akilli dizayni bilim yerine koyan fazla akillilar dolasiyor etrafimizda. Baksaniza Darwin'in kendi bile demismis zamaninda, dediklerim bilimin cok otesinde olabilir diye... Peh peh, bak sen. Bu tiplere sorsan demokratik haklar uzerine iyi soylev verirler. Ama karsi gorusten birileri fikirlerini savunmaya kalktigi zaman demokrasi memokrasi kalmaz. Kendileri Darwin'den daha iyi bilirler herseyi. Yazik.
Yazi icin: http://www.nature.com/news/2009/090310/full/news.2009.150.html
Çarşamba, Mart 04, 2009
Biraz Omurga Sayin Calislar!
Once dini siyasete alet eden dinci politikacilarla gercek dindarlari "dindar" catisi altinda birlestiriyorsun. Sanki laik olan bir kisi dindar olamazmis havasi yaratarak. Sonra yazinin ileri kisimlarinda bunlar birden Islamci kesim oluyor. Ne seriat, ne darbe diye bagiran cigliklari duymazdan gelip, laikler de darbeci iste canim gibi bir hava estiriyor.
Cok partili sistem tikir tikir isliyor sanki Turkiye'de. Su anki iktidarin bulastigi demokrasi ayiplari, dinleme skandallari, yarginin onune gecme ve yolsuzluklari sorusturmanin onune gecmek icin attiklari taklalar, bunlarin hepsi demokrasiye sigiyor cunku!!!!! Valla cok iyi ogrenmisiz cok partili hayati, oyle boyle degil. Iyi oturmus sisteme, ne diyeyim.
Yaziklar olsun sana Oral Calislar. Tabii ki artik Cumhuriyet'te yazamazsin. Senin gibi omurgasizlar barinamazlar orada zira.
Bak bakalim Turkiye Iran'a doner mi, yoksa donmus mu bile? Laikler halktan uzakmismis... Sen ne kadar yakinsin merak ediyorum. Su yaziya bir bak!
Çarşamba, Kasım 05, 2008
Buradaki secimlerin dusundurdukleri
Sonuc bence surpriz olmadi. Anketler hep onde gosteriyordu Obama'yi. Ama gene de belli olmazdi.
Artik yasadigim ulkede konusmasina ve zekasina saygi duydugum, acaba ne diyor diye merak edecegim bir baskan olacak. Baskani ignore ederek gecirilen bir 8 yildan sonra ilginc bir degisim olacak bu.
Sevindim tabii daha zeki, daha sosyal, daha genc, daha dinamik, daha siyah adayin secimi kazanmasina. Gercekten tarih yazildi Amerika'da dun gece. Insanlar gercekten umut dolular daha iyi bir gelecek icin. Dunya icin de hayirlisi olur umarim. Sanmiyorum ki kemiklemis bazi politikalari degissin ABD'nin. Ama artik gozunun icine baka baka ulkeler isgal edilmez belki. Bu da bir seydir.
Elimde degil, kiskaniyorum buradaki ortami. Hem de cok. Bizim gazeteleri aciyorum. Uzmez rezaleti, "Mustafa"'nin yasattigi hayal kirikligi/sansasyon, Ergenekon Iddianamesinin sittin sene boyunca okunmasinda bilmem kacinci sayfaya gelinmesi, Aydin Dogan-hukumet cekismesinde son pislikler, en son da vatandas vergisiyle 2 milyon insana yapilacak AKP komur yardimi... Daraliyorum. Dunya nerdeeeeeee, biz nerdeyiz... Umitsizlige kapiliyorum.
Obama'ya oy verenler daha cok gencler bu secimde. Ezilen/dislanan gruplar ve hatiri sayili akli basinda bir suru insan elbette. Ama genclerin katkisi yadsinamayacak kadar cok. Bizde ise gencler tam tersi bir yolda. Sanki ulke kurudu. Yeni nesilden kimse yetismiyor, heyecanlanmiyor. Yok, ortalikta bol bol hiyar var. Onlari kastetmiyorum. Bir hiyar gider, oteki gelir. Hiyar yetistirmek zor degil. Zor olan adam yetistirmek. Gencler tarikat calimlari arasinda kalmis, gelecekten umitsiz, basibos. Bir ulkenin gencligi kurursa, kendisi kurumus demektir. Hangi gelecekten soz edebiliriz o zaman?
Iste ABD secimleri bana bunlari dusundurtuyor.
Cuma, Mayıs 09, 2008
49 yil once
Hikmet Cetinkaya
Politika Gunlugu
Cumhuriyet
9.5.2008
Aziz Nesin: Irtica yoktur...
Eski CHP İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü, Aziz Nesin’in 30 Aralık 1959’da Akşam gazetesinde yayımlanan “İrtica Yoktur” başlıklı yazısını göndermiş. Yazıyı “Aliağa Ekspres” gazetesi 3 Mayıs 2008’de yayımlamış...
Aziz Nesin’in 49 yıl önce yazdığı bu yazısının bazı bölümlerini aktarıyorum:
***
“Genelkurmay Başkanlığı”nın “Erkân-ı Harbiye-i Umumiyye Reisliği” olduğu bir dönemde, bir milletvekili çıkar, ‘ekim, kasım, aralık, ocak’ aylarının adlarını yine eskisi gibi ‘teşrinievvel, teşrinisani, kanunuevvel, kanunusani’ diye çevirelim diye bir tasarı verir. Kimsede ses yok.
Nasıl ses yok? Var. Şu sesi duyarsınız:
- İrtica yoktur!
Erkeklerin ‘şeriat üzre’ dört kadınla evlenebilmelerinin yasallaşmasını isteyen bir milletvekili çıkar. Tıs yok. Nasıl yok? Var. Şu sesi duyarsınız:
- İrtica yoktur!
Anayasanın ‘Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’ olduğu bu dönemde bir milletvekili çıkar. Anayasaya ‘İslam devleti olduğumuzun yazılmasını’ önerir. Bu yolda yurdun dört bir bucağından toplananan binlerce imzanın boyu kilometreler tutar. Hiçbir yankı uyanmaz. Nasıl uyanmaz? Uyanır. Şu sesi duyarsınız:
- İrtica yoktur!
31 Mart kahramanı Volkan’cı Derviş Vahdeti‘nin kalem ortağı, Said-i Kurdi ıkar, milletvekillerine şöyle mektuplar gönderir:
- Türkiye’deki Nurcuların sayısı, polislerin sayısından çoktur. 600 bin Nurcu, Türkiye’de asayişin korunmasında emniyet kuvvetleri kadar önemlidir. Herkeste bir susukluk, yok, değil. Şu sesi duyarsınız:
- İrtica yoktur!
Bir parti kongresinde bir delege, cuma namazı kılınması için cuma ğleden sonraları ‘resmi tatil’ olmasını ister. Kimse aldırmaz. Aldırmaz olur mu? Aldırır. Şu sesi duyarsınız:
- İrtica yoktur!
***
Bizde yasa güvenliği altında din öğretimi var. İlkokulda, ortaokulda, imam hatip okullarında, ayrıca Kuran kurslarında din eğitimi yapılır. Ama yobaz, yasaya uygun bir eğitimle de yetinmez, ilkokuldan bile geçmemiş çocuklara Arap harfleriyle okuma-yazma ğretir. Okul olmayan köylerde bile bunlar vardır. Ama ses çıkmaz. Nasıl çıkmaz? Şu sesi duyarsınız:
- İrtica yoktur!
Türkiye’de tarikatlar, tekkeler vardı: Bektaşi, Kadiri, Rufai, Mevlevi, Nakşibendi. Bunlardan yalnız Mev-levilik yürümektedir. Bütün gelenekleriyle her yıl ayinleri, törenleri yapılır. Bir şey söylemeye kalksanız, karşınıza Mevlana’nın büyüklüğüyle çıkarlar. Oysa Mevlana’nın büyük eseri, bu gericiliğin örtüsüdür. Yirminci yüzyılda Mevlana gibi büyük bir kişi böyle anılmaz. Kürsüler kurulur, kitaplar yayımlanır. Birtakımları da bu ayinlere “turistik gösteri” der, geçer. Mevlana büyükse, Hacı Bektaş-ı Veli de büyük ulu. Neden Bektaşi ayinleri yapılmaz? Bir şey denilmez. Denilmez olur mu hiç?.. Denilir:
- İrtica yoktur!
***
Eyüp Sultan’daki ‘resmi iftar sofralarını’ bir yana bırakınız. ‘Vatan kurtaran aslan’ futbolcularımız, maç kazanmak için Eyüp Sultan türbesine gider, türbeye avuç açarlar... Buna da bir şey denilmez. Denilen yalnız şudur:
- İrtica yoktur!
Bir parti kongresinde zavallı bir genç “Hilafetin geri gelmesini istiyoruz” der. O der, siz diyemezsiniz. Duyulan yalnız şu:
- İrtica yoktur!
Eski değil, daha dün, evet daha dün Bursa’da ayin yapan 17 Nurcu “Nur risaleleriyle” yakalanırlar. Ama yine de:
- İrtica yoktur!
İstanbul’un en güzel, en değerli dini yapılarından Beyazıt Camii, İstanbul Üniversitesi’yle karşı karşıyadır. Namaz kılacak üniversiteli o güzel, o büyük camiye gitse olmaz mı? Olmaaz! Üç yüz metre yürüse vakit kaybedermiş. Onun için ille üniversitenin içinde bir bodruma mescit yapılacak. Siz susarsınız, biri konuşur:
- İrtica yoktur!
***
‘İrtica yoktur’ diyenler, lütfen şunu söyleyiniz:
- 1922‘den 1950’ye kadar yapılanların hepsi mi yanlıştı, hepsi mi kötüydü ki, bugün, o zaman yapılanların büsbütün tersi yapılmaktadır? Açıkça söyleyin, kimden korkuyorsunuz? İşte Atatürk de öldü, öleli yirmi bir yıl oldu. Çekinecek bir şey yok, söyleyin. Ama ‘irtica yok’ diyenlere hiç şaşmamalı. Çünkü, ‘İrtica yok!’ diyenler, ‘Hürriyet var!’ diyorlar.
Anlaşılıyor: ‘Var’la ‘yok’ sözcükleri anlam değiştirdiler.
***
49 yıl önce Aziz Nesin işte bunları yazdı...
Durmaksızın “sol”a vuranlar, demokrasiyi, özgürlükleri sözde savunanlar ne diyecek acaba bu yazı için!..
Din eksenli siyasetin altyapısı öyle birkaç yılda hazırlanmadı... 12 Mart‘lar, 12 Eylül’ler boşuna yapılmadı...
49 yıl önce ve 49 yıl sonra!..
Ne diyorsunuz?
Cuma, Mart 28, 2008
Yok öyle!
Hürriyet
28.03.08
Rahatsızsan sen bas geri!
SAĞDUYU, güzel laf.
Süslü.
Kulağa hoş geliyor.
Limon sıkmak istemem ama...
Yuvarlak.
İçi boş.
Tın tın bir laftır aslında.
*
Çünkü...
"Sağduyu denilen, 18 yaşına kadar zihinde depolanan önyargıların toplamıdır" demiş Einstein.
Yani?
İzafidir!
*
İkisi de hukukçu.
İkisinde de sağduyu var...
Ama, Bülent Arınç’ınki başkadır.
Başsavcı Yalçınkaya’nınki başka.
*
İkisi de Diyarbakırlı.
İkisi de seçimle geldi.
Osman Baydemir ile Oktay Vural’ın sağduyuları aynı mıdır? Seçimle gelen, öbür Diyarbakırlı, Aziz Yıldırım’ın?
*
Tarikat yuvasında yetişen bir çocukla, saygın öğretmenlerimiz tarafından yetiştirilen bir çocuğun sağduyularının ortak olması mümkün mü? Üniversitelerin sağduyusu, Erdoğan Teziç midir, Yusuf Ziya Özcan mıdır? Aynı cumhurun başı olan Ahmet Necdet Sezer ile Abdullah Gül, hangi cumhurun sağduyusudur? Kimin sağduyusuna göre hareket edeceğiz diye, referandum mu yapacağız?
*
"Ortak akıl"sa aradığımız...
1919’da konmuş onun adı.
*
Bırakın yuvarlak lafları.
"Herkes bir adım geri gitsin" filan.
Yok öyle!
Atatürk Cumhuriyeti burası...
Mehter takımı değil.

