gündelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gündelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Şubat 12, 2010

TGIF

Nedense Cumalari bir rehavet cokuyor ustume. Daha az isim var saniyorum, o yuzden normalden daha cok sey planliyorum yapacak. Onu da Cuma yaparim, bunu da Cuma yaparim. Sonra saskin ordek gibi kalakalip bloga yazi yaziyorum boyle :) Baska turlu de yazacagim yok zati.

Yarin da dogum gunum, simdiden kutlamalar basladi. Bakalim, bu yil onemli sayilabilir, "yolun yarisi"na geldim netekim :) Bu yasima kadar gelebildigim icin kendimi sansli sayiyorum. Garip bir psikoloji geliyor bana dogum gunlerimde. Ilkokul 3. sinifta bir kiz arkadasimi kaybetmistim. Daha 9 yasinda. Babasi ve kizkardesi ile birlikte arabalari Bogaz'a ucmus bir hafta sonu. Bogulmuslar ailecek. Bir daha hic gormemistim onu. Didem'di adi. Ara sira onu hatirlarim. Sonra liseden bir arkadasimi universitenin ilk yilinda kaybettim, trafik kazasinda. Her yil muhtelif kereler ayni ruyayi gorurum. Aslinda arkadasimiz olmemis, bizimle birlikte. Sevinirim cok, sonra uyaninca hep ayni hayal kirikligi. Bir de babami kaybettim, bes yil once. Babami de ne zaman ruyamda gorsem hep aslinda oldugu gercegiyle goruyorum, ya da cok hasta, olecek sonunda. Daha hic olmemis haliyle goremedim. Nasil yer ediyorsa insanin bilincaltinda...

Diyecegim o ki, hayat cok kisa. Ben de bunun farkindayim.

Ama buna ragmen gundelik, salak salak seyleri de kafama takiyorum. Mesela bugun derste kizin biri sinirimi bozdu. Cok ozel bir sey de yapmadi, her zamanki gicik havasindaydi. Suratindaki aptal gulumsemesiyle anlattigim dersi kitaptan takip ediyordu. Donem basi bana gelip hep de kitaptan ornek cozuyorsunuz, biraz da baska ornekler cozseniz diyen bir kiz bu. Manyak. Sana ne yahu, istedigim gibi anlatirim dersi. Belki ben kitaptaki ornekleri daha cok begeniyorum. Istiyorsan sana ekstra ornek vereyim, buyur otur, coz, allah allah... Cins bunlar cins... Bugun de gene bir ornek cozerken suratinda ayni aptal bakis. Dayanamadim ben de. Evet dedim, bu ornek de kitabinizdan. Gozunun icine bakaraktan kizin. Kem kum, ben sadece takip ediyorum falan dedi. Gercekten de sadece takip ediyordu ama bende kontak atti bi kere :) Iyi bir sey dedim kitabi onceden okumaniz, aferin! Neyse, bu olay bir tarafimda patlamaz insallah ilerde :) Ogrenciler cok kiymetli ya burda.

Belki de PMS'im bugun, bilmiyorum.

Çarşamba, Mart 26, 2008

Birikenler

Gecen hafta ultrason muayenemiz vardi. Benim plasenta dogru yerini bulmus sonunda. Bebis de 1 kg 4 gram olmus. 1 kg kiymacik diye dalgamizi gectik hemen. Her sey yolunda gorunuyor. Onumuzdeki hafta da doktor muayenesi var.

Gecen hafta burada bizim universitenin molekuler analizlerinden birini yapan kadinla biraz dalastim. Analiz sureleri artik komedi seklinde 4-6 haftaya kadar uzamisti. 4 Subatta yolladigim ornegin sonucu 18 Mart'ta geldi. Ustelik de bir suru ivir zivir laf sokmalarla. Ufak bir hata olmus benim hesaplamalarda. Neyse. Ben de dogru hesaplamayi gonderip kusura bakmayin dedim, tesekkur ettim falan. Sen oranin basindaki kadin, baska isi gucu kalmamis gibi bana bir mail dosen. Iste cok sinirleniyoruz boyle yapildigi zaman da, bilmem ne de... Iki hafta daha o yuzden gecikmismis benim sonuclar. O kadar sinirlendim ki anlatamam. Ustelik bu kadinin ilk ukalaligi da degildi bu. Bu sefer actim agzimi, yumdum gozumu, ben de bir mail dosendim, hocama da cc'ledim. Kusura bakmayin, siz benim kibarlik edip ozur dilememi bir sucunu itiraf seklinde falan algiladiniz galiba dedim (Bunu da Erik soyledi, boyle soyle diye, yoksa bende nerde bu kadar hazircevaplilik :)). Bu tur ufak hatalar gecmiste problem olmuyordu, simdi neden bu kadar buyutuluyor diye sordum. Zaten gecmiste de benim analizlerin icine edip arastirmalarimin 6 ay kadar aksamasina sebep olmuslardi, onu da yazdim. Ayrica bu kadar uzun suren analiz suresinin sebebini sormamin hakkim oldugunu yazdim. Efendim, eleman eksikleri varmis. Onun da benim problemim olmadigini ilistirdim.

Sonra teknik olarak benim neredeyse her bilgiyi yanlis gonderdigimi anlatan bir emaili hem bana, hem benim hocaya, hem de oranin buyuk direktorune yollamis. Efendim, ne turlu hesapladilarsa benim gonderdigim yanlis bilgier yuzunden isin icinden cikamamislarmis... O anda kadinin yalan konusutugunu anladim. Boyle bir hata yapmayacak kadar sistemli calisan birisiyim. Orijinal formu gorebilir miyim diye kisa bir email attim. Gene herkese tabii. Ertesi gun oldu. Iste ben de seninle toplanmak istiyordum da bik bik gibilerinden bir mail atti. Yalniz direktor bey o saatte gelemiyormusmus. Pardon dedim, ben sadece formu gormek istiyorum, bu direktorle toplanti da neyin nesi oluyor, aciklar misin. Akli sira ben direktorle de gorusmekten korkup tirsacagim, gelmekten vazgecerim mi diye dusundu artik, nedir bilemiyorum. Bekle bekle, cevap yok. Ben gene de kalktim gittim, onun keyfinin gelmesini beklemektense. Kampusun diger bir ucu bulunduklari yer, 20 dk'da yurudum. Ofisindeydi tabii, domuz gibi oturuyordu. Yuzsuz yuzsuz hicbir sey olmamis gibi havadan sudan muhabbet acti. Tabii ilginc bir durum oldu. O da 28 haftalik hamileymis megersem, iki hamile karsilikli birbirimize baktik. O ucuncuyu doguruyormus. Iyi dedim, hayirli olsun, benim su forma bi bakabilirsek... Baktik. Tabii ki dedigi gibi hatali filan gondermemisim. Suratina bakip, e niye hatali gonderdigimi soyluyorsunuz herkese dedim. Bon bon suratima bakip konuyu degistirdi. Neyse, formun orijinalini vermiyormus, fotokopisini aldim. Baska bir suru beni suclamaya calisan ivir zivir laflar etti. Ciktim, sonra gene herkese onun yalan konustugunu, benim gonderdigim bilgilerde bir hata olmadigini anlatan bir email attim. Sonra hocam bana ozelden, merak etme, ben sana zaten guveniyorum gibisinden bir mail atti. Koskoca dekan adamin da bu sacmaliklar yuzunden vaktini aldim diye hayiflaniyordum zaten. Neyse, artik kendisi kendi direktorune ne cevap verir onu bilemiyorum, boyle boktan, basit bir sey ugruna olay cikardigi icin. Ama ben gene de memnunum. Benimle bu kadar zaman ukalalik bazinda goturdu isleri, boyle patlatirlar adamin bi tarafinda. Sikiyorsa bir daha bana ayni seyi yapsin da goreyim, yalanci kari.

Bu iste en inanamadigim sey de insanlarin boyle sudan sebepler yuzunden hic sikilmadan yalan konusabilmeleri, buna tenezzul etmeleri. Sen koskoca facility'i idare ediyorsun, deger mi yani basit bir analiz icin? Boyle rezil olursun iste sonunda.

Sonra benden ozur dileyen bir mail atti, gene herkese... Efendim, benim verdigim bilgiler dogruymus ama gene de benim el yazimla cizdigim molekulun yapisini anlamakta zorlanmislarmismis. Boku gene bana atiyor akli sira. Hic muhatap olmadim bu sefer. Battikca battigi belli cunku. Onume gelen herkese de ne kadar yalanci ve guvenilmez birisi oldugunu anlatiyorum artik.

Hayir isin komigi bir de biz bilim yapiyoruz burada. Ya o sonuclar hayati onemde olsalardi benim icin. Bilim bazinda konustugun zaman ne vardir, elinde veriler vardir, verilere bakarak bir degerlendirme yaparsin. Ama sen kalkip verilerle istedigin gibi oynasacagini dusunursen, hatta oynasirsan karsi tarafta guven namina bir sey kalmaz. Bilim milim de yalan olur o noktadan sonra. Nasil guvenirim simdi ben bu kadinin yaptigi analizlere.

Simdi bolumde bu tur analizler icin bir training veriyorlardi Allahtan, o training'i aliyorum ben de bu hafta. Kendi analizimi kendim yapacagim, oh be.

Cuma, Mart 14, 2008

Yağlı saç sorunsalı

Bugün biraz problemli olabilirim. Erik'in bana arada sırada dediği gibi beni "hormon torbası" beni!!! Anlayamadığım bir biçimde basit bazı şeylere çok kızıyorum. Neyse, ana konumuz bu değil. Kuaföre gittim bugün sonunda. Girişte bir kağıt imzalattılar. Saçınızla oynaşacak olan kişi eğitimini tamamlamaktadır, henüz lisansı yoktur. Mazallah buradan maymun gibi çıkacak olursanız şansınıza küsün. Burayı dava falan edemezsiniz diyordu kagitta. Manyak Amerikalılar otu boku dava ettikleri için böyle kağıtlar imzalamak rutin bir prosedür aslında. Ama gene de içimden nereye düştüm Allahım çığlıkları yuükselmesine engel olamadim. Saçlar da berbat, tamam dedim anasını satayım, imzaladım kağıdı. Hemen birisi gelip su isteyip istemediğimi sordu. Ayy, ing klavyeye gectim, cok kasti.

Nerde kalmistim? He, sonra birisi gelip benimle ilgilendi, oturttu yerime, nasil bir sac istedigimi sordu. Tarif ettim. Inch cinsinden kesmesi gereken miktari soyledim. Bunu da nedense hep az soyluyorum. Her neyse... Tatli bir kizcagizdi. Yagli saclarima bakti soyle bir beni sampuanlamadan once. Ben de aciklama geregi hissettim. Aslinda bu sabah yikandim ama Loreal'in igrenc bir urunu var evde, onu kullaninca boyle oldum diye. Sanki bir haftadir yikanmamis gibi gorunen tepemdeki yagli saclari tekrar bir suzerektene... Tamam simdi hallederiz dedi. Rosemary bilememneli sampuanla sacimi bir guzel yikadi. Facial da ister miymisim? Isterim dedim, madem pakette var. Bir guzel masaj da yapti yuzume. Sicak havlu filan tuttu, ben o sirada baska diyarlarla gitmistim. Sonra yerimize donduk, saclarimi kesmeye basladi. Bu arada kendisinin 28 yasinda oldugunu ve dort cocugu oldugunu ogrenip dumur oldum. Biraz hamilelik ve canin ne cekiyor muhabbeti yaptik. Sekerdi. Gelgelelim, kizcagizin sacimi kesmesi tam bir saat surdu. Ogreniyor tabii yazik ama benim de isim gucum var. Sonra simple styling denen olaya girdi, bir 20 dk daha surmesin mi... Ben yatti bizim ogleden sonraki deney diye dusunurken bir de baktik, kurudukca sacimin yagi oldugu gibi duruyor. Ay sizi tekrar bir sampuanlayayim filan dedi kiz caresiz. Bu arada supervisor gelip kestigi saci kontrol etti, ekle bi 10 dk daha... Yagli saclarim tabii supervisor'in da gozunden kacmadi. Hemen beni detoxlamayi onerdi. Ben de ne detoxu ulen, deney, deney diye icimden haykirdim. Disimdan da eh ben biraz gec kaliyorum filan dedim. Oyle oldugu gibi sacima uyduruk bir fon cekilmeye devam edildi. Ama itiraf etmeliyim, buradaki simple styling olayi, baska yerlerdekinden cok daha iyiydi. Hakkaten ozendi kiz ama nafile tabii.

Bana sacimi diken diken etmeyecek ama bu Loreal kadar da igrenc olmayan bir sampuan onerebilirler mi diye sordum. Onerdiler tabii seve seve. Sonuc olarak tum bu islemlere 22, sampuana ise 20 dolar verip kendimi biraz da kaz gibi hissederek ciktim oradan. Bir de bakarim ki disarida sakir sakir yagmur yagiyor. Gitti bizim simple styling. Neyse. Kendimi korumayi ve 20 dk yagmur altinda yurumeyi basardim.

Simdi ustunden iki saat gecti, saclarim sabahki yag seviyesine ulasmis bulunuyorlar. Aksi gibi de bu aksam 2.30 saat icinde bir yemek davetinde olmam lazim, deneyim de 2 saat sonra bitiyor. Ulen ben ne zaman eve gidecem, saclarimi adam gibi bir sampuanla yikayip giyinip hazirlanacam?

Butun bunlar yetmiyormus gibi bir saat kadar once tatli krizine girdim. Bu hafta winter break oldugu icin her yer kapanmis, nasil uyuz oldum. Istedigim alt tarafi bir muffin. Yagmur da durmak bilmedi. Yagli saclarimla, kampuste sut dokmus kedi gibi yarim saat dolandiktan sonra acik bir yer buldum, son blueberry scone'larini aldim da simdi biraz sakinlestim.

Yani neymis? Loreal'in sampuan arti conditioner kahverengi kutulu urununu kullanilmayaymis!

Pazartesi, Temmuz 16, 2007

Kore'ye bir-iki...

Bu hafta gidiyoruz bakalım. Gitmeden biraz bilgi neyin edinmek için dolaşıyordum interneyde... Şöyle bir sayfa buldum. History 20th Century, Korean War ve Korea's future kısımlarına girdim. Ne kadar yanlı anlatıldığını bilemiyorum elbette. Ama buradaki Koreli arkadaşların genelde Japonlar'dan pek hoşlanmadıkları izlenimini edinmiştim. Türkler'i de pek seviyorlar. Neyse, milletçe bunların da başına gelmeyen halt kalmamış. Tanıdık pek çok şey var aslında menüde. Askeri darbeler, generaller, gomonizm tehlikesi, serbest piyasa ekonomisi, IMF... Öyle içten içe falan bile değil, bariz bölünmüşler, bilindiği üzere. Kuzey kısımları 'Şeytan Üçgeni'nin güzide bir köşesi ilan edileli beri daha da popüler mi oldu acabağ? Yoksa hep popüler miydi? Bilemiyorum. NPR'da sıkça bahsi geçiyor Kuzey Kore nükleer programının.

Bir keresinde benim labdaki Koreli arkadaşlarla konuşurken trafikte 'sen benim kim olduğumu biliyor musun?' geyiğinin hem Kore'de hem Türkiye'de aynen yaşandığıyla ilgili dalga geçmiştik. Belki bu arkadaşlardan biriyle buluşacağız Seoul'de.

Bir başka sefer ise iğrenç yiyeceklerimizi yarıştırmıştık. Bizde beyin yenir, bizde de... Bizde bağırsak da yenir. Bizde de!!! Biz işkembe çorbası içeriz. Haydaaa, biz de!!! Len bunlar bizden pisboğaz. En sonunda biz kan çorbası yaparız dediklerinde ben kendimi tutamayıp 'iğğğ' demiştim. Sanki biraz önce konuşulanlar daha iştah açıcıymış gibi... Bizim Koreli arkadaş 'hehe, kazandık' deyip pek bir eğlenmişti. Biz de Erik'le 'yok bunların bizden farkı' deyip pek bir yakın hissetmiştik kendimizi onlara. Gerçi farkları var elbet... Deli gibi sarmısak yiyorlar. Çiğ sarmısağı olduğu gibi diş diş atıyorlar ağızlarına yemekle birlikte. Ve o yüzden pek hoş koktukları söylenemez çoğunun. En azından bizim haşır neşir olduklarımızın. Neyse :)

Sarmısaktan bahis açılmışken, gidince kimchi'nin dibine vurmayı planlıyoruz inşallah. Bir de bir sürü bidilik şey satın alınabilir gibi geliyor bana, şöyle hediyelik ba'bında. En azından ne getireceğiz gibi bir sıkıntımız olmaz. Burada ondan epey bi yaşıyoruz çünkü...

Velhasıl, giderayak böyle aylak hallerdeyim...

Pazartesi, Haziran 25, 2007

Köpükümsü

Battı balık yan gider. Bugün de ıvır ve de zıvır, sabun ve de köpüğü şeylerle günü ezdim. Bir de üstüne bloga yazı yazayım tam olsun dedim.

Günler bir koşuşturmaca içinde geçiyor. Annem geldi ve gitti. Bu hafta Kayın Erik ailesi geliyorlar. Sayılı gün dediğin şıp diye geçiveriyor böyle.

Şehrimizde ufak çaplı ünlü olmuşuz. Geçen Cumartesi ikinci gösterimize çıktık. Hatta daha sık çıkabilir miymişiz şeklinde teklif aldık. Bilemiyorum. Epey vaktimizi alıyor aslında bu iş ve bir yerde bir sınır çizmek gerekiyor. Ayrıca oyuncu arkadaşların pek çoğu yazın şehir dışında oluyorlar. Geçen hafta tam üç akşam prova aldık. Yeni bir kız ekibimiz var. Onların ilk gösterisiydi. Pek de heyecanlıydılar :) Güzel oldu ama... Hatta hızımızı alamayıp bir tane de müesseseden şeklinde bir kere daha oynadık. Sanırım oynadığımız oyununun Karşılama olmasının da payı var bunda.

Böyle böyle. Bu aralar halk oyunları, okul ve ev şeklinde geçiyor zaman. Haftalardır sinemaya gitmediğimizi farkettik, Shrek rezaletini saymazsak. Yemek de yapamaz olduk. Geçen hafta sonu gene halı temizleyicileri çağırdık. Daha doğrusu tek bir kişi geliyor. Gene bizi görünce niye bu kadar çabuk çağırdınız beni dedi adam gülerek. Biz de evin geri kalanını temizlemen için dedik. Ev eve benzedi gerçekten. Sonra o hızla gidip kendimize yeni bir elenktrilünk züpürgesi neyin aldık. Hani şu süper teknolojik olup çekme kuvveti hiç azalmayanlardan, ismi lazım değil, resmi yanda. En çok da kendi başına ayakta duranlardan değil de böyle kedicik gibi kuyruğundan çekince gelen modellerinden aldığımıza sevindim. Nedense burada öyleleri pek makbul değil. Buradakilerin belleri kalastan mıdır nedir.... Şahsen ben meğer ne çok yoruluyormuşum ve belimi zorluyormuşum bir ev süpüreceğim diye. Şimdi tam heves durumları, habire ev süpürmek istiyorum. Tek bir kırıntı görmeyeyim, valla affetmiyorum. Bu arada OHA dedim, ne kadar pahalılarmış TR’de...

Türkiye biletlerini de sonunda aldık. Yıllardır Ağustos’ta uçmamıştık. Fiyatlar inanılmaz derecede astronomik geldi. Ama aldık tabii mecburen.

İlk istikamet Kore. Sonra buraya dönüş, sonra TR’ye gidiş. THY ile gitmek istedik aslında ama bir şekilde Seoul’den İstanbul’a uçamadık. Ne halt varsa bizim gideceğimiz tarihlerde, o uçuşta bir türlü yer açılmadı. İst. aktarmalı gideceğimiz için oy da verebilecektik ne güzel. Olmadı. Sağlık olsun. Gelişmiş bir ülke olaydık insan gibi gidip konsolosluklarda oyumuzu verebilirdik. Geçti borun pazarı, sür eşeğini Niğde’ye diyorum. Belki gelecek seçimlerde? Umut dağın arkasında...

Şimdiden tatil havasına girdik. Nedense Kore kısmı değil de Akdeniz kısmı heyecanlandırıyor seyahatin Erik’le ikimizi. Nedense :P Güneş kremini bile şimdiden aldık. Bir de benim acilen mayo almam lazım. Buradaki mayolar mı başarısız, kesimler mi bir değişmiş anlamadım. Bir şekilde olmadı buradakiler bana. İyisi mi TR’den almak. Yoksa haşema mı alsam :P:P

Perşembe, Mayıs 31, 2007

Domestik günler

Sıkıntı ve muz kabuğu durumlarında beklenmedik gelişmeler olmakta. Ne düzeldi ne düzelmedi tam belli değil ama hava yumuşadı. Gerisini gelecek gösterecek. Karamsar yaklaşmak istemiyorum. Daha çok temkinli diyelim, öyle bir havadayım.

Dün de bugün de ıvır zıvır bir sürü iş yaparak geçti zaman. Asıl yapmam gereken iş hariç ne varsa yaptım denilebilir. Temizlikçi kadına çek yaz. Mobilyacıyı ara, ne zaman gelecek bizim parçalar diye gün ayarla. Halı temizleyicileri ara, randevu al. Doktor randevusu bir seminerle çakıştığı için iptal et, yeni randevu al. Tatilde gidilecek yer araştır. Anneme uçak bileti al. Bunun gibi başka bir sürü şey. Tek başına bir halt değiller, ama alt alta yekün tutmaktalar. Bırakın len diyorum şu yekünü bırakmıyorlar :P

Burada yaşadığımızdan beri ilk kez temizlik için birilerini tuttuk. Güvenilir bir kadıncağız. Epey de bir gevezece. Sabah geldi, 20 dk nonstop konuşup ailesinin kütüğüne kadar anlattı. Evden sersem gibi çıktım. Neyse, mutfak korkunç durumdaydı, orayı temizlesin istedik önce. Buzdolabını filan çekti. Arkasındaki toz miktarı epey bir coşmuş… Çöp kutusundan tost makinesinin içine kadar temizlemiş kadın. 4 saat sürdü diye gündüz arayınca inanmadım önce. Bakh Amarıga’da da böyle oluyor demek ki bu temizlik işleri filan diye bi bıkbıklandım filan. Ama sürer hakkaten yaptıklarına bakınca. Şimdi ayda bir gelecek. Daha önce temizliğe kimse yardım etmediği için pek bir rahat geldi bana bu durum. Çok pis alışacağım, öyle görünüyor.

Ayrıca ilk kez profesyonel halı temizleyici kiraladık. Daha önce kendimiz makine kiralayıp yapıyorduk ama bizimkisi hakkaten yalanmış. Gelen adam daha önce temizlettiniz mi diye sordu. Biz de evet biz makine kiraladık deyince resmen güldü suratımıza. Bu hem çok kısa sürdü, hem de gerçekten daha etkili bir temizlik oldu. Halının gerçek rengi ortaya çıktı. Salon ve yemek odası en kötü durumdaydı. Hayır en kötü değil, rezalet durumdaydı. Şimdi yatak odaları için de çağıracağız. Yatak odaları bir nebze daha iyi durumda. Ama olsun. Aşırı pahalı da değilmiş. Uğraşmaya değmez.

Bu hafta sonu da buradaki bir Türk restoranında halk oyunları ekibimizin bir gösterisi olacak. Hani şu yeni açıldı, gittik, yemeklerini beğenmedik, bir daha herhalde gitmeyiz diye bahsetmiştim daha önce. Eh, elbette bir defa daha gittik... Restoranın işleri iyi. Yabancılar, yani Amerikalılar çok seviyorlar. Hakkında genelde iyi eleştiriler çıkıyor yerel basında. Grup için çok iyi olacak. Hem tecrübe edineceğiz, hem de kıyafet almak için para kazanacağız. Kendi yağımızla kavrulacağız yani. Tabii gelenlere de Anadolu kültüründen bir kesit sunacağız. Elimizden geldiğince. Daha güzel birşey düşünemiyorum. Yok, aslında düşünebiliyorum. Bir canlı müziğimiz olsaydı ne iyi olurdu diye düşünmekten vazgeçmeyeceğim sanırım. İnşallah yeni oyunumuzun bir kısmını canlı müzikle oynayacağız. İki yıl önce Kapalıçarşı’dan bir darbuka alıp getirmiştim buraya. Folklorcu adamın evinde lazım böyle şeyler diyerekten… Çalmayı da öğrenmek istiyordum ama olmadı. Netekim, gün geldi lazım oldu işte. Darbuka çalan bir arkadaş çıktı. O çalacak biz de oynayacağız. Dediğine göre fena ses de vermiyormuş bizimki…

Günün menüsü: Akşam halk oyunları çalışması olduğu için belki Panera Bread'den yağlı bir yarım sandviç veya tuzu fazla kaçmış çorba veya sosu fazla koyulmuş, ucuz parmesan peynirli sezar salatası. Böğğk!

Salı, Mart 13, 2007

Stop

Gündelik güncelleme: Erik İtalya’ya gitti stop. İki hafta yok stop. Bekarlık pek bayat stop. Daha çok kitap okur, geceleri internette takılır oldum stop. Video call yaptığımız için Erik’i sandığımdan daha az özlüyorum stop. Her gün görüşüyoruz gibi stop. Böyle yazınca da canım Red Kit izlemek istedi stop.