Çarşamba, Mart 28, 2007

Ne yazayım anacım?

Ay heves geldi. Eskiden de böyle her Allah’ın günü yazardım. Bir gün yazmayayım, olmazdı öyle şey. Alışkanlık gibi olmuştu. Şimdi nerdee... Eskisi kadar çok vakit ayıramıyorum ki bloga. Sallayalım eleği, bakalım neler dökülecek?

Geçen gün Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filmini izledim, bir arkadaşım indirmiş, bize de verdi sağolsun. Bilemiyorum, biraz abartılmış buldum film hakkında yapılan yorumları izledikten sonra. Tamam, yönetmenin ilk denemesi, yöre halkı oynamış, iki kafadar çocuk çok başarılılar, çok şirin bazı olaylar, bazı bakış açıları var. Ama bir şekilde oyuncuların ne dediklerini anlamakta epey zorlandım. Bazı yorumlara göre ses kalitesi düşükmüş, o yüzden herkes benzer bir problem yaşamış filmi izlerken. Bunun ötesinde bir konu bütünlüğü yok gibi geldi bana filmde. Ve elbette bir yere bağlanmadan, sonu olmadan bitti gibi geldiği için de en çok böyle düşündüm sanırım. Filmler ille bir yere bağlanmalı gibi bir takıntı mı geliştiriyorum kendimce bilemiyorum ama sanırım bağlandığı zaman daha mutlu oluyorum.

Madem laf açıldı, belirtmeden geçemeyeceğim. Kışın Türkiye’deyken Dondurmam Gaymak’ı da izleyip pek beğenmemiştim. Öyle yapılan yorumlardaki gibi büyük markalara sosyal bir başkaldırı filan pek bulamadım filmde. Diyaloglar biraz zayıftı. Daha çok arabası çalınan dondurmacının ekmek kapısı elinden gittiği için kendi kendine hayıflanması üzerine kurulu geldi bana film. Ayrıca ne yazık ki, ilk fragmanda görüp güldüğüm sahnelerin üzerine yenileri eklenmedi. Öylece kalakaldı film. Gene de beğendim ama biraz hayal kırıklığı ve muz kabuğu durumu yaşadım.

Şu Das Leben Der Anderen’den daha çok bahsedesim geldi şimdi. Bu filmin insan ruhunun en ince noktalarına dokunduğunu düşündüm izlerken; düşünce özgürlüğünün, kişisel özgürlüğün ne kadar önemli, ne kadar yaşamsal olduğunu. Hele de bir sanatçı için. Bir sanatçının üretkenliğinin ne kadar hassas bir şey olduğunu. İnsanları nasıl olup da tip1, tip2,... şeklinde 5 tipe ayırdıklarını ve bunun şaşılacak derecede başarıyla yapıldığını. Tabii ne kadarı doğru bilemeyiz ama fazla gerçekçiydi doğrusu. Bu şekilde kimin ruhuna nasıl ve ne kadar zarar verebileneceğinin ayrıntısıyla hesaplanıp uygulamaya geçirilmesi ise tek kelime ile tüyler ürpertici. Özetle hukukun olmadığı yerde insanlık da olamıyor. Ruhlar zarar görüyor.

Böyle işte, filim milim yazdım gene.

Efenim, bir de akşamları yorgunluk atmak için bir öneride bulunayım. Biraz fındık alıyorsunuz. Yanına da bir kadeh tatlı şarap. Aman bir güzel gidiyor,bir güzel gidiyor, öyle böyle değil. Öhöm, söylemesi ayıp, Erik İtalya’dan bir dolu tatlı şarapla döndü. Buraya yazmamış olmam kuvvetle muhtemel, son bir yıla yakındır bir tatlı şarap merakı uyanmış durumda bizde. İlk Vin Santo denedik, pek beğendik. Sonra gelsin Muskatlar, Ice Winelar... İtalyanlar ağzlarının tadını pek biliyorlar, onlar fındıklı biscotti banıp içiyorlarmış Vin Santo’yu. Eh, fakirin evinde en alasından fındık var, hem biscotti ne lazım kilo milo aldırır simdi. Siz iyisi mi fındıkla deneyin önce. Vin Santo World Market’ta var. Hatta bilimum tatlı şarap çeşitleri, evet bildiniz, WholeFoods’da mevcut.

10 yorum:

ycurl dedi ki...

Karpuz kabugundan gemiler yapmak filmi yonetmenin ilk filmi sayilmaz. Daha once kisa filmler cekerdi. Ilk uzun metrajli film desek daha iyi. Sanirim Kutahya yoresine ait konusmalar oldugu icin anlasilmasi biraz zor. Yani yorenin agzina asina olmak gerek biraz. Karpuz kabugundan gemiler yapmaki kesinlikle dondurmam gaymak filminden daha cok sevdim ben. Belki beklentin yuksekti filmden. Konu butunlugu acisindan bir cinema paradiso kadar basarili bir film. Filmin dijital kamera ile cekilmesi de teknik olarak filmi etkiliyor. Bence cekilme sartlari ve yonetmenin hikayesi gozonune alininca film, pek cok sinema egitimi alan insanin filmlerine gore basarili. Ama hem konu hem cekim iyi olsun dersen Reha Erdem'in filmlerini tavsiye ederim.

Alp&Ege'nin annesi dedi ki...

Sevgili Yesil, Bizim evde hala bir sise Kanada'dan hediye "ice wine" var. Onu dami ayni icmeyi öneriyorsun. 1. siseyi biz likör niyetine icmistik kahvenin yaninda :)azicik azicik, cunku cok tatliydi.

cakiltasi dedi ki...

Yeşilerikçim,
Suratımdaki gülümsemeyi görsen şapşallığıma gülersin. Sankim hala bir karışıklık var gibi. Apartman toplantısını öbür çakıltaşı yazmış olmasın. Bir an düşündüm acaba ben öyle bir şeyler anlattım mı diye. Sonra kendi evim olmadığı için dedim ben olamam heralde: ) Bir de benim doğumgünüm eylül’de : ) Başak burcuyum yani: )

Severek anlattığın film bizim bu diyarlarda "başkalarının hayatı" olarak gösterimde. İstanbul bağımsız film festivalinde gösterildi ama bendeniz tercihimi maalesef ki ondan yana kullanmadım. 4 filme gittim 2 tanesi berbat ötesiydi hiç bahsetmeyeceğim. Ama bir tanesi var ki çok şekerdi. Türkçeye bilek kesenler olarak çevrilmiş. İngilizcesi "wristcutters a love story" o kadar güzel bir filmdi ki. Seveceğini tahmin ettiğim için bahsediyorum ama nasıl edinilinir hiç bir fikrim yok. Belki Amerika’da dvd’si bulunur. Sonuçta amerikan yapımı bir bağımsız film.

Bizdeki adıyla başkaları'nın hayatına da gösterimde olduğu günden beri gitmeye çalışıyorum ama her seferinde bir işler çıkıyor. Ama bir şekilde seyredeceğim: ))

İşte böyle..
Sevgiler

Dalgic dedi ki...

Simdi Yesil Erik'in coplugunde oter gibi olmayayim, ama bence hic ziyan etmeyin ice wine'i findikla. Lezzeti ve kokusu o kadar kendine ozgu ki bir seyle karistirmadan keyfine varmak gerekir sanki.
Bu arada, ice wine'i hediye olarak alacak kadar sansli olmayanlar icin belirteyim, oldukca pahali bir sarap. Biz Turkiye yolundayken havaalaninin Duty Free bolumunda 0.37 litrelik uc siselik setlerini 120 dolara gordugumuzde cok ucuz bulup "alsak mi almasak mi" diye oldukca uzun dusunduk de, sonra raki getiremeyiz geriye diye almadik. (Internet'te Vidal cinsi 60, Riesling cinsi 78 dolar. http://www.wine.com/search/search_category.asp?Ntt=icewine&N=16&D=icewine&Ntk=All ) Yine de denemek icin 0.05 litrelik minik siseleri 8-10 dolar arasina bulabilirsiniz. Henuz denememis olanlara siddetle oneririm.

Aslı dedi ki...

Şu Dondurmam Gaymak'ı iyi getirdin aklıma, haftasonu kiralayayım hala seyretmedim.

Her gün blog yazmak mı? Hatırlıyorum yazardın, ben de o zaman her Allahın günü yazardım, şimdi nerede?

fethiye dedi ki...

cahilligim, sarap konusunda da suruyor ;) dibimizde o kadar sarap ureticisi olmasi bir sey degistirmiyor. hayatimda duymadim bu ice wine seysini yaw.

BGM dedi ki...

hmm.. pinot nero yu da tavsiye edrim.. hafif soğuk süper gidiyor..

ycurl dedi ki...

Merakimdan gittim denedim tatli sarabi. Guzelmis bana biraz gazoz gibi geldi. Sanirim merlot seven birisi oldugum icindir.
Ama gordugum bir sise ice wine ucuz degildi worldmarket'ta :)

YesilErik dedi ki...

Ycurlcum, Reha Erdem filmleri aklimda bulunsun, sagol. Zorlu cekim kosullarini filan da anliyorum, ben o yonden elestirmiyorum zaten. Ama butun bunlari bilmeyen biri olarak filme yaklasinca, ki bence o daha objektif bir yaklasim, aklimda kalanlar bunlar olmus. Bir de sen Ice wine denedin galiba. Evet cok tatlidir o :)

Sevgili Alp&Egenin annesi, ice wine'i ben de findikli tavsiye etmiyorum. O kendi basina bir lezzet. Ve bahsi gectigi uzere, epey tatli. Digerleri oyle onun kadar tatli saraplar degil.

Cakiltasim, bu toplanti sanirim senin babanin apartmanindaki toplantiydi. Onun yerine sen mi gitmek zorunda kalmissin, oyle bir seyler... wristcutters a love story'i de izlemek isterim. Bakalim bizim buralarda nerelerde bulabilirim. Kesin vardir da. Optum seni cok.

Aslicim, sen de gene fena performans sergilemiyorsun yazma konusunda bence :)

Fetcim, bu ice wine CA'da cikiyor mu bilemiyorum.Bildigim kadariyla Kanada ve Almanya'da cok populer. Cunku adi ustunde, buz sarabi. Uzumler hava sicakligi eksi bilmemkac (5 veya 9 olabilir) dereceye dusene kadar dalinda birakiliyor, sonra isleme sokuluyormus. CA'da sicaklik o kadar dusmuyor herhalde degil mi... Neyse, bence sen tatli saraplari birak da normal sarapla bir giris yap derim ben gene de... Ya da gecen gun bir porto ictik, soylemesi ayip, CA'dandi, onlara da bakabilirsin bak.

BGMcum, pinot noir'i mi kastediyorsun? Evet, yazin pek guzle gider o, buruk buruk..

fethiye dedi ki...

bu sabah eski bir Economist'te okudum, gecen mevsim buz sarabi yapmak icin kullanilan uzumleri toplamaya Almanya'da sadece iki gun uygunmus. E, biliyorsunuz Kaliforniyadaki narenciyenin 75% de bu sene telef oldu; 5 gunden uzun bir sure geceleri don oldugundan. Kuresel isinma sayesinde yakinda Almanyadan portakal, Kaliforniyadan buz sarabi geliyor olursa sasmamak lazim herhal!