Pazartesi, Şubat 12, 2007

Salata, karışık

Ehem, ortaya karışık bir salata çekeyim.

Bir Pazartesi gününden daha merhaba diyorum sizlere... Benim günüm genel anlamda epey sakin geçiyor. Sabah çok zor uyandım, Pazar geceleri hep keşke haftasonu tatili üç gün olsa diye içimden geçirir oldum. Dün gece yaklaşık iki aydır okuduğum ve bir türlü ilerlemek bilmeyen kitabım ilerlemeye başlayınca pek sevindim, sabaha kadar okuyayım bitsin diye heves geldi. Oysa saate bir baktım gecenin biri olmuş bile. Kös kös uyudum sonra.

Haftasonum yoğun geçti. Pek dinlenemedim. Cuma gecesi yemeğe gittik. Erik beni sushi yemeye götürdü. Daha doğrusu sashimi. Nedense şimdiye kadar sashimi yiyememek gibi bir durumum vardı. Bu yumuşakçalara karşı olan hassasiyetim yüzünden sanırım. Neyse, iyi ki tekrar denemişim. Çok sevdim çünkü. Hele yellowtail tuna sashimi muhteşemdi. Sushi ile kesimleri farklı oluyormuş, aynı balığın sushisinden aynı tadı alamadım mesela.

Sonrasında tabii ki evdeydik. Yorgun oluyoruz bu aralar ve çok üşüyoruz. Geçen hafta aldığımız filmlerden izledik. The Squid and the Whale ile Transamerica. Transamerica iyiydi de, öbürü pek abartıldığı kadar yokmuş. Lök diye bitiverdi film. Ne bir yere bağlandı, ne bir olay oldu sonunda. Niye başladı, niye bitti, hatta ve hatta bu film niye çekildiye kadar sorguluyor insan öyle kalakalınca. Halbuki şirin bir film izlenimi uyandırıyordu.

Cumartesi sabah miskinliği, üç koca bardak çay ile hala yarı aralık göz kapakları ve artık korkunç derecede bayan bir Foodnetwork ile geçti. Rachael/Giada/Sandra üçlüsünden gelen fenalık... Yaptıkları da bir halta benzemiyor. Şahsen Rachael Ray’in hangi tarifini denediysem hiç beğenmedim şimdiye kadar. Bir de aşırı çenesi düşük. Kızım sus da biraz yemek yap diye tokatlamak istiyorum kendisini oturduğum yerden şöyle televizyona doğru uzanıp. Eskiden de sevmezdim, şimdilerde daha da bir geveze oldu, ayyy ayyyy... Yakında galiba bir talk show’u da olacakmış. Yemek yaparken yaptığı çene yetmedi herhalde. Diğer ikisi de yemek programı mı yapıyorlar göğüs şov mu belli değil. Bir halta da benzeseler bari. Yani göğüsler. Neyse.

Nova’da iyi şeyler oluyor genelde ama bu Cumartesi yoktu işte. Sonra biraz çalıştık. Benim de hayret, evden yapabileceğim cinsten bir işim vardı. Tüfek zoruyla bile çıkmayacaktım, çıkmadım da evden. Erik üst katta, ben aşağıda kendi halimizde çalıştık. Hatta bir ara Decameron arkidişimizle üçlü chatleştik. Sonra akşam oldu. Bunca zamandır bir türlü izleyemediğimiz Scarface’i izledik sonunda. Beğendik. Üstüne Hababam Sınıfı’nı koydum ben. Çok iyi geldi. Neden bilmiyorum, Kemal Sunal’ı özledim, artık yaşamıyor oluşu üzdü beni. Üzerinden hayli vakit de geçti aslında öleli... Ölüm ve zaman, birbiriyle bu kadar içiçe ve zıt iki kavram. Kafa karıştırdılar gene bir posta.

Yarın da büyük bir kar fırtınası bekleniyor burada. Sanırım bu kış ve soğuk havalar fena halde baymaya başladı beni. İçime ince külotlu çorap giymek zorunda kalıyorum ve nefret ediyorum bundan. Sonra kat kat giydiklerim yüzünden habire elektrik çarpıyor, bir yere dokunamıyorum, ona da kılım...

Kıl olmaktan bahis açılmışken, İstanbul Belediyesi buyurmuşlar, efendim Pier Loti Tepesi'nin adı bundan sonra Eyüp Sultan Tepesi olsunmuş. Bunca sene İstanbul’a gönül vermiş ve bununla ünlenmiş bir adamdan ne istiyorsunuz, İstanbul’da kala kala bir bu mu kaldı değiştirilecek, işgüzarlığın da bu kadarı gibi düşünceler aklıma üşüşürken birden ben de bir öneride bulunmak istedim. AK Parti’nin de adı değiştirilsin; Amele Koyunlar Partisi olsun mesela. Nasıl? Aslında aklıma çok daha oturaklı bir başka isim daha geliyor ama buraya yazmak uygun olmayacak galiba... Anladınız siz. Eklenti: Pier Loti için isim değişikliğini Eyüp Belediyesi buyurmuş, İstanbul Belediyesi değil. Yanlışlık için özür. İstanbul Belediyesi bu değişikliği geçen hafta reddetti.

7 yorum:

ycurl dedi ki...

hmmmm.. O susiler cok guzel duruyor ama...

tavsan dedi ki...

The Squid and the Whale'le ilgili ben de ayni seyleri dusunmustum izledigimde.

fethiye dedi ki...

onu bunu birak, ben partinin yeni adina bayildim ;) yani o "anladigimiz" sekliyle ;)

Meltem Sozer dedi ki...

Ben sonunda çözdüm:) Eğer Amerikan yapımı sosyal hayat içerikli bir film seyrediyorsan ve pat diye yüz üstü bırakıp bitirdilerse filmi, bu bir Amerikan sanat çalışmasıdır :) Bu aralar bunlardan çok seyrettim hepsinin bir dolu ödülü var. Filmler kötü değil de keşke bir de sonları olsa.

ibeking dedi ki...

ah evet evet kesinlikle rachela dinlemeye dayanamıyorum..türkrkçe dublaj yapan kadının sesi berbar ve o kadar saçmalığı türkçeye çevirince iyice aptal deli saçması konuşmalar çıkıyo ortaya....

Gün dedi ki...

Seni ve düşüncelerini çok seviyorum :)) Anladın sen :))

Acalya dedi ki...

Ya ben bir kere girdim bu bloga bir zamanlar, niye bir daha da girmemisim diye hayiflandim bugun. Iyi ki Yok ki'ye baktim bugun, orda ycurl'u gordum, orda da seni...bu blog community'sine bayiliyorum. yazini gulerek okudum, cok hosuma gitti tarzin, rachel ray'in car car car konusmasi ve o igrenc kahkahasina ben de dayanamiyorum. Transamerica ve Squid and the Whale'i izleyeyim bakayim. Kemal Sunal iyi hos da filmlerini sevmiyorum ben birkaci disinda. Ak Parti'nin aklindan gecen ama soylemedigin yeni adina bayildim. :) Sevgiler Yesil Erik.